Kütüphanede eski bir defter buldum. İlk sayfasında titrek bir el yazısıyla şunlar yazıyordu :’ Bu defteri okuyan kişi, lütfen son sayfaya bakmadan önce iki kez düşünsün. Çünkü son sayfayı okuyan kimse, defterdeki görevleri yerine getirmeden defterden kurtulamaz. Yazı buradan sonra okunmaz haldeydi. Defterden başımı kaldırıp, etrafıma bakındım, bu bir tür eşek şakası olmalıydı. Ama bana bakıp gülüşen kimseyi göremedim. Telefonum çaldı. Arayan annemdi. Akşam yemeğinde onlara katılıp katılmayacağımı sordu. 20 dakikaya evde olacağımı söyledim. Defterde yazan yazı hem ilgimi çekmişti hem de kafamı karıştırmıştı. Alelade bir defter sonuçta, kurtulması çok zor olmasa gerek diye düşünmüştüm. Ne kadar aptalmışım. Eşyalarımı toplayıp, otobüs durağına doğru yol aldım. Durakta defteri incelemeye devam ettim. Defterde 8 tane ana, 16 tane de yan görev vardı. Her bir görevden sonra bir şekilde ödüllendirileceğim yazıyordu ama ödülün ne olduğu yazmıyordu. Tabi ki de görevleri tam anlamıyla yerine getirirsem ödül vardı. Görev yerine getirilmezse ceza alıyordunuz ama tahmin edeceğiniz üzere oda yazmıyordu. Ceza ve ödüllerin altında sadece hak edilen yazıyordu. O da ne demekse! Defteri incelerken otobüs geldi. Son durakta indim. Annem patates ve köfte yapmıştı. Yemek her zaman ki gibi sessiz sakin geçmişti. Tabağımdakileri bitirip odama geçmeye hazırlanırken, babam bizimle önemli bir şey konuşacağını söyledi. Sandalyeme geri oturdum. Masa herkes pür dikkat babamın söyleyeceklerini bekliyordu. Babam annemle boşanacaklarını ve kasabadan taşınacağını söyledi. Abimle o an göz göze geldik. Duyduğumuz şey doğru muydu? Annem ve babam boşanacak mıydı ! ?Bu durum beklediğimiz bir şey değildi anladığınız gibi. Bir süre sessizce masada oturduk. Sessizliği annem bozdu. Anlaşamadıklarını ve ayrılmalarının en doğrusu olduğunu söyledi. Masadan bir hışımla kalktım ve odama gittim. Derin bir nefes aldım, ellerimi başımın arasına aldım. Gözüme kütüphanede bulduğum defter ilişti. Kafam biraz dağılsın diye ilk görev sayfasını açtım ve görevi okudum. İlk görev saçlarını kısa kesmekti. Masamın çekmecesindeki makası aldım. Makası saçlarıma götürürken ellerim titriyordu. Derin bir nefes alıp, kesmeye başladım. Sanki yalnızca saçlarımı değil, içimdeki yükü de kesiyordum, hıncımı saçlarımdan almak biraz olsun rahatlatmıştı. Yere dökülen saçlarıma baktım. Yıllardır kesmeye kıyamadığım saçlarımı , öyle bir anlık sinirle kesmek.. Sanki onlarla birlikte kendimden bir parçayı da kesip attım. Kapım çalındı. Babam konuşmak istiyordu. Kapımı kilitledim ve konuşmak istemediğimi söyledim. Biraz daha kapımın önünde durdu ve sonrasında vazgeçip çalışma odasına gitti. Ne kadar süre geçtiğini hatırlamıyorum ,yine kapım çalındı . Bu sefer gelen abimdi. Ona kapıyı açtım. Yatağımın kenarına oturdu. Gözleri yere sabitlenmiş bir şekilde ne yapmak istediğimi sordu. Bende bilmiyorum, diye mırıldandım. Sonra gözlerini yerden kaldırdı ve ben yarın gidiyorum, benimle gelmek ister misin diye sordu. Buradan gitmek, her şeyi ardında bırakıp gitmek bilemiyorum zor bir karar dedim. Sabah gideceğini istersem onunla gelebileceğimi söyledi ve odadan çıktı. Arkasından öylece bakakaldım. Ne yapmalıydım ,onunla buradan gitmeli miydim yoksa burada kalıp sorunlarla baş etmeli miydim bilmiyorum. Sağlıklı düşünemediğim için uyumaya karar verdim. Yatağıma uzandım. Elime defteri aldım ve sayfaları çevirip incelemeye devam ettim. Bazı sayfaları eskimiş, hatta kenarlarından yırtılmıştı. Kitabı incelerken uyuyakalmışım. Sabah alarmımın sesine uyandım. Alarmı kapatıp kendime gelmeye çalıştım. Yatakta doğruldum. Gözüm dün kestiğim yerde duran saçlarıma ilişti. Kalktım elimi yüzümü yıkadım. Çöp kovamı alıp, saçlarımı doldurdum. Ev sessizdi. Daha kimse uyanmamıştı. Her zaman çok erken uyanırdım. Mutfağa gidip, kendime bir kahve yaptım.Abimin odasının kapısı açıldı. Elinde bavulu vardı. Göz göze geldik. ‘benimle geliyor musun ?’ dedi. Hayır anlamında kafamı salladım. İç geçirdi. Kapıdan çıkmadan önce son bir kez bana baktı ve kapıyı kapattı. Masaya oturdum. Orada ne kadar süre oturdum bilmiyorum. ‘ günaydın tatlım’ diye bir ses duydum . Transtan çıkmışım gibi kendime geldim. ‘günaydın’ dedim bende. Kahvaltı hazırlamaya başladı. Kahvaltı yapmayacağımı dersimin olduğunu söyleyip masadan kalktım. Bir bluz ve etek geçirdim üstüme. On dakika sonra durağa varmıştım. Otobüs hemen geldi. Yalan söylemiştim en erken dersim ikideydi ve saat daha dokuz. Evden çıkmadan önce defteri yanıma almıştım. Kantine gidip , en köşeye oturdum. Bir tost ve çay alıp ,defteri kurcalamaya devam ettim. İkinci görev birine şaka yapmaktı ama nasıl bir şaka olduğu konusunda bir şey yazmıyordu. Şaka yapabileceğim arkadaşım veya arkadaşlarım yoktu . Bunları düşünürken gözlerim yavaş yavaş ağırlaştı. Satırlar bulanıklaştı. Uykusuzluktan olsa gerek, kelimeler sanki hareket ediyordu. Gözümü kapattım, derin bir nefes aldım. Gözlerimi tekrar açtığımda sayfalar değişmişti. İkinci görev artık “birine şaka yap” değil, “geçmişini unut” yazıyordu. Donakaldım. Elimi defterin üzerinde gezdirirken kalem izleri kıpırdamaya başladı. Yazılar canlıymış gibi kıvrılıyordu. Kalbim deli gibi atıyordu. ‘’Bu kadar etkilendiysen, belki de görev çoktan başladı.’’ Kulağımın dibinde fısıltıya benzer bir ses duydum. Arkama baktım ama kimse yoktu. Kantin bomboştu. Defteri hızla kapattım, çantama attım ve okuldan çıktım. Sokakta yürürken çevremdeki sesler yankılanıyor, uzuyordu — sanki her adımda bambaşka bir şehirdeymişim gibi. Eve vardığımda annem mutfakta yemek yapıyordu. “Neredeydin tatlım? Baban az önce aradı, yoldaymış.”dedi. Ama babam dün akşam kasabaya taşınacağını söylememiş miydi? Bir şeyler yanlıştı. Masaya oturdum, defteri çıkardım. Kapağında yeni bir leke vardı — kahverengi mi, yoksa kurumuş kan mıydı, emin olamadım. Defteri açtım. İçinde artık kendi yazım vardı. Sayfalar dolmuştu.
“Birinci görev: Saçlarını kes.
”“İkinci görev: Kardeşini bırak.”
“Üçüncü görev: Gerçekliği sorgulama.”
Kalem elimdeydi ama yazdığımı hatırlamıyordum. O an duvardaki saate baktım. Akrep ve yelkovan dönmüyordu. Zaman durmuş gibiydi. Annemin sesi uzaktan geliyordu ama kelimeleri anlaşılmıyordu, boğuk ve bulanıktı. Defteri kapattım. O anda her şey sessizleşti. Bir anlığına huzur hissettim. Sonra gözümü açtım. Kütüphanedeydim. Elimde eski bir defter. İlk sayfasında titrek bir el yazısıyla şunlar yazıyordu: “Bu defteri okuyan kişi, lütfen son sayfaya bakmadan önce iki kez düşünsün...