تخطٍ إلى المحتوى

DEFNE

الفصل 7 · قراءة 15 دقيقة

DEFNE

الفصل 7

YOLCULUK

** POYRAZ **

Uzattığı dondurmaya baktım. Bu kız benden iğrenmiyor muydu? Yoksa herkese mi kendi yediği dondurmayı uzatıyordu? Bir an istemsizce sinirlendim ve ters tepki verdim. Yanımda yavaş adımlarla yürürken moralinin bozulduğunu hissedebiliyordum. Ama öğrendiğim bir şey vardı: Morali bozulsa bile susan bir tip değildi. “Ne var sanki altı üstü tadına bak dedim. Kötü bir şey mi dedim? Keşke almasaydın. Parasını da öderim.” “Defne parasında falan değilim bunu biliyorsun.” “Hayır bilmiyorum. Sanki seni kaç gündür tanıyorum. Bildiğim tek şey; abim güvenmediği bir kişiye beni emanet etmez. Ama nerden bileyim ben seni? Altı üstü dondurma uzattım tadına bak diye. Gerçekten leziz olmasa ne diye uzatayım.” Dondurma tutan elini tutup kendime çektim. Dondurmanın tadına baktığımda hevesle suratıma bakması beni güldürdü. “İşte bu kadar. Çok zor muymuş bir dondurmanın tadına bakmak? Beğendin mi güzel mi?”

Bu kız gerçekten çok konuşuyordu. “Beğendim Defne.” Sanki bu kelimeyi bekliyormuş gibi mutlu olmuştu. Arabaya gidene kadar bir sürü konudan bahsetmiş, ellerini de anlatımını desteklemek için dahil etmişti. Hareketlerini kaçırmamak için pür dikkat onu seyrediyordum. Arabada sessizlik olduğunda göz ucuyla yan koltuğa baktım. Sağ elini yumruk yapıp yanağına yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Başı bir ileri bir geri gidiyordu. Arabayı müsait bir yerde sağ kenara çektim. Nazikçe koltuğunu yatırdım. Yüzünü incelerken çillerinin ona ne kadar yakıştığını bir kez daha fark ettim; sanki yıldızlar gökyüzünde bir araya gelmiş de onun tenine dokunmuş gibiydi. Hepsini teker teker sevesim gelse de hızla koltuğuma geri oturdum. Sakin ol koçum. Hayatında hiç çil görmedin mi? Kendimi engellemek için ellerimi yumruk yaptım, parmak uçlarım adeta dokunmak için yanıyordu. Dikkatimi yola vermek bir anda benim için zorlaşmıştı, sürekli yan koltuğa kaçamak bakışlar atıyordum. Evin otoparkına geldiğimde seri bir hareketle arabayı park ettim. Defneyi uyandırmak istemesem de şuan ikimiz için en doğru kararın onu kucakta taşımamak olduğunu biliyordum. “Defne geldik.” “Ben daha gelmedim ki.” Mırıldadığı cümle yüzümde bir gülümseme oluşturmuştu. İçimdeki ses getiririz yavrum dediğinde ona kafa attım.

“Defne hadi kalk yerine yat.” Bir anda koltuktan kalktı ve yürümeye başladı. Belki de evde annesiyle pek çok kez böyle bir an yaşamıştı. Ters tarafa giderken onu doğru yolda ilerlemesi için yönlendirdim. Abisinin yatağına devrildiğinde üzerindeki kıyafetlere baktım. Bunlarla rahat edebilecek miydi? İstersen sadece iç çamaşırlarıyla kalsın hem rahat eder. Eminim o şortu rahatsız ediyordur. İç sesim bir noktada haklıydı. Tişörtünü düzelttim ve bakışlarımı yüzüne çıkarttım. Şortunu çıkartıp üzerine ince battaniye örttüm. Nedense şortu çöpe atma isteğim vardı ama sandalyenin üzerine bıraktım. Telefonum çaldığında Kaan’ın aradığını gördüm. Yavaşça odasının kapısını kapattım ve mutfaktan geçip balkondaki sandalyeye yerleştim. “Efendim.” “Uyandırdım mı diyeceğim ama sesin fazla canlı geliyor. Ne yapıyorsunuz? Defne nasıl?”

“İyi, uyuyor şimdi?” “Poyraz” Adımı söylerken sesi sıkıntılı çıkmıştı. “Bir şey mi oldu?” “Amına koyduğum işi sanırım düzelmeyecek.” İşin düzelmemesi demek askerlikten kovulmak demekti. Derin bir nefes aldım. “Geleyim mi?” “Gel.” “Kardeşin burada mı kalsın?” “Annemle konuşacağım. Ya arkadaşlarıyla orada kalsın ya da kızı daha fazla sıkboğaz etmesinler. Ben halledeceğim onu sen düşünme.” Telefonu kapattıktan sonra Ankara'ya bilet almıştım. Dört saat sonra gidecektim. Duşa girip rahatlamaya çalıştım. Olacakları düşündükçe istemsizce geriliyordum. “Yaparız be komutanım.” “Evet Poyraz zaten yapmakta sorun yok yaptıktan sonra anamızı sikerler.” “Komutanım bizim anamızı sikmek o kadar kolay mı?” İnsanları kolayca manipüle edebiliyordum. Keşke beni hemen dinlemeseydi, olacakları etraflıca düşünseydik. Tamam, o anı tekrar yaşasam aynı şeyleri söylerdim ama bize verilecek olan cezayı kabullenmek de istemiyordum.

Eşyalarımı hazırladıktan sonra Defne’nin odasına girdim. Onu izlemek gibi saçma bir hareketim olmuştu. Masum bir şekilde uyurken şu iki günde hayatımı nasıl değiştirdiğinin farkında mıydı acaba? Odasına girdiğim ilk an gözümün önünde canlandı. Korku dolu gözlerle bana bakarken hırsız var diye çığlık atmasını hala duyabiliyordum. O gün Kaan bana ailesiyle konuştuğunu ve gidip kardeşini bizim eve getirmemi istemişti. Ancak evlerine gittiğimde babası izin vermemişti. Normalde Kaan’ı arayıp ailenle nasıl konuştun izin vermediler demek için arardım ama içime dolan bir hisle beraber inisiyatif almıştım ve Defne’nin penceresine tırmanmıştım. Onu ikna etmek için abisini arama numarası yapmıştım ve o kadar iyi oynamıştım ki bunu yemişti. Nasıl olsa ilk değil diyerek Defne’yi kaçırmış abisinin evine getirmiştim ama bu yaptığım benim akli dengem için pekiyi olmamıştı. Eve geldiğimizde Kaan’ı aramış ve durum raporu vermiştim. Tabi ki yaptığım seçime küfürler etmiş, çok fazla başımı buyruk davrandığım için timinden beni kovma kararı almıştı. Tabi hala bir timimiz varsa. Defne’ye son bir bakış atıp evden çıktım ve havaalanına doğru ilerledim.

** DEFNE **

Gözümü açtığımda ilk gördüğüm komodinin üzerindeki saatti. 11.35. Maşallahım vardı. Evden ses gelip gelmediğini anlamak için kulak kesilmiştim ama hiçbir ses duyamamıştım. Bugün belki de Mutlu teyze gelmeyecekti. Hangi zamanlarda çalıştığını bilmiyordum. Dün giydiğim şortu sandalyenin üzerinde gördüğümde beynim yine senaryolar yazmaya başlamıştı. Poyraz beni soydu düşüncesi bütün bedenimi ele geçirmiş istemsizce ellerimi göğsümde çapraz yapmıştım. Saçmaladığımı fark ettiğimde ise yataktan çıkmıştım.

Odadan çıktığımda karşımda Mutlu teyzeyi görmeyi beklemeyince küçük bir çığlık girişimim olmuştu. “Kız niye çığlık atıyorsun hayalet mi gördün?” “Ay kusura bakma teyzem ya ben seni beklemiyordum.” “Poyraz kuzum haber ediverdi gittiğini ben de onun eşyalarını temizleyivereyim dedim.” Mutlu teyzenin söyledikleri beni şaşırtmıştı. “Poyraz nereye gitti ki?” “Senin haberin yok mu abinin yanına gidecekmiş. Masanın üzerine sana para bırakmış ihtiyacın olursa diye.”

Neden bana haber vermeden gitti ki? Hem de abimin yanına. Abim neredeydi acaba? Masanın üzerindeki notu ve parayı gördüm. “Abin ailenle konuşacak.” Bu kadar uzun bir not yazmasına gerek yoktu. Annem beni aradığında öğrenirdim zaten. Annemin aramasını beklemeyip ben aradım. “Annem nasılsın, bana kızgın mısın? Biliyorum kızgınsın ve özür dilerim ama hava almak benimde hakkım sonuçta.” “Alabilirdin mi bari?” “Aldım.” “Yok o sana yetmemiştir sen biraz daha al o zaman.” dedikten sonra suratıma kapattı. Anlaşılan ters tarafımızdan kalkmıştık. Kapı çaldığında Mutlu teyze benden evvel davrandı. “Buyurun kime baktınız kızlar?” “Biz Defneye gelmiştik ama yanlış mı geldik ki?” Başak’ın sesini duyduğumda yanlarına gittim. Ellerindeki çantaları görünce anladım ki annem onları yollamıştı.

“Hoş geldiniz geçsenize içeri. Mutlu teyzem onlar benim arkadaşlarım birkaç gün beraber takılacağız.” “Öyle mi, geçin kızlar geçin. Kahvaltı yaptınız mı, size kahvaltı hazırlayayım.” Mutlu teyzeyi eve gitmesi için zor ikna etmiştim. Gelmesindeki amaç Poyraz’ın odasını temizlemekti ama sonra yapabileceğini söylemiştim. Ben öyle deyince de kız başımıza duramayacağımızı bugün bize eşlik etmesi gerektiğini savunmuştu ama ben bizim her şeyi halledeceğimizi söylemiş, zar zor ikna ettikten sonra uğurlamıştım.

“Anlatın bakalım siz de mi evden kaçtınız?” “Valla karşı komşunuz beni alırsa kaçabilirim.” Başak dünyaya yakışıklı olan herkese yürümek için gelmiş olabilirdi. Helin “Sabahın köründe annen annemi aramış. Benim kızın yanına gitsinler diye. Bizimki de dünden razı evden gitmeme, öyle apar topar yolladı valla. Bugün cuma okul var fakında mısın dedim bugün de gitmeyiver dedi inanabiliyor musun?” diye neden bu kadar erkenden geldiklerini açıkladı. Evde Poyraz’ın olmadığını ilk dakikadan fark etmişlerdi. “Poyraz nereye gitti ki?” Öykü’nün sorusuna omuz silktim. “Abimin yanına gitmiş galiba Mutlu teyze öyle söyledi.” Bana bir şey açıklamak zor gelmiş olmalıydı. “O zaman hadi dışarı çıkalım, eğlenelim biraz.” Başak’ın söylediği şeye hepimiz karşı çıkmıştık çünkü hava fazlasıyla sıcaktı. “Valla beni bu sıcakta kimse dışarı çıkaramaz. Buraya zor geldim ben.” Helin oturduğu koltukta daha fazla yayılmıştı kalkmayacağını anlatmak için. “Aman be sizinle de hiçbir şey yapılmıyor.” Başak hızla ayağa kalktı. “Soğuk bir şeyler vardır herhalde?” Kafamı sallarken kendisine koyacağı şeyden bize de vermesini istedim.

Akşama kadar sohbet muhabbet ile günü devirmiş, karnımız acıkınca Poyraz’ın bıraktığı parayı kullanıp pizza siparişi vermiştik. Onlar eve gittikten sonra yaşadıklarımı ayrıntılarıyla anlatmıştım. Çünkü hepsi gereksiz ayrıntıları seviyor, milyon tane soru soruyorlardı. Kendilerince kıs kıs gülerken benim de suratımda şapşal bir gülümseme vardı. “Evet anlattıkların bizi güzelce eğlendirdi ama artık kaçmanın hakkını versen mi acaba? Şimdi herkes hazır ola geçiyor ve dışarı çıkıyoruz.” Başak’ın bu çıkışına bu sefer kimse itiraz etmedi. Söylediğinde haklıydı, evden kaçıp başka bir eve hapsolmuştum.

Sağ olsunlar beni de düşünüp, evime uğrayıp kıyafet getirmişler. Öykü “Batuhanları da çağırsak mı? Hem ne kadar kalabalık olursak o kadar eğleniriz.” dedi. Öykü’nün bu haline güldüm. “Hadi hadi, söyleyebilirsin. Ben körkütük aşık oldum, ne olur Batuhan da gelsin.” Ben onun taklidini yaparken hızla omzuma vurdu. “Of Defne ya! Dalga geçmesene. Hem Melih de gelir.” Melih derken ağzı gözü yamulmuştu. “Melih gelmesin lütfen.” Kendisi dokuzuncu sınıftan beri peşimde dolanıyordu. Eyvallah tipsiz bir çocuk değildi ama sohbeti sarmıyordu bir kere. Ne zaman onunla sohbet etsem gözlerimi yerinden çıkarma isteğime zor dayanıyordum. Maalesef itici bir kişiliği vardı.

“Yok Defne Melih’i değil Kuzey’i ister.” Helin’in söylediği şey kızları güldürmüştü. “Yok ben hepsini isterim, kendi haremimi kuracağım. Peşimde köle olsunlar.” “Olsunlar tabi kız taş gibi hatunsun.” Başak beni desteklerken yerimden kalktım. “Hadi Öykü kimi arayacaksan ara da çıkalım şu evden.” Öykü hızlıca telefonuna sarıldığında biz de hazırlanmaya geçtik. Başak “Biz böyle hazırlanıyoruz da nereye gideceğiz?” dedi. “Bugün bir çılgınlık yapmaya ne dersiniz?” Helin’in bakışları pek hayra alamet değildi. “Babamın arkadaşının mekanını biliyorsunuz.” “Hani şu geçen sene yaşımız tutmadığı için giremediğimiz yer.” dediğimde kafasıyla onayladı. “Artık 18 olduğumuza göre girebiliriz.”

Hazırlandıktan sonra evden çıkıp mekanın önünde arkadaşlarımızla buluşmuştuk. Batuhan, Melih, Koray ve Burak kapıda bizi bekliyordu. “Hadi ama neden Melih davet edildi?” Kısık sesle kızlara söylendiğimde hiçbiri hayıflanmamı takmamıştı. Batuhan hızla Öykü’nün yanına gelmişti ancak ondan daha hızlı olan birisi vardı: Melih. “Defne, uzun zaman oldu. Özlettin kendini. Ne zaman döneceksin okula?” “Az kaldı Melih.” İçeri girelim dendiğinde Melih elini belime doğru hareket ettirdiğinde hızlıca ondan uzaklaşıp Başak’ın koluna girdim. Melih bozulurken bir an kötü hissettim ama bu his bedenimde çok uzun kalmadı. Helin kapıdaki görevliyle konuştuğunda kimlik kontrolü yaptılar.

İçerisi beklediğimden daha aydınlıktı. Mekanın ortası sahne, duvar kenarları grupça oturulabilecek masalar vardı. Üst kattaki koltuklar ise daha rahat gözüküyordu. Helin’in orta yaşlı bir adamla konuştuğunu gördüm. Adam eliyle üst katı gösterdi. Müzikten sesini duyurabilmek için bağırarak konuştu. “Gençler üst katta yerimiz hazır. Hadi geçelim.” Sürü halinde Helin’i takip etmeye başladık. Öykü duvar kenarına oturduğunda peşinden Batuhan geçti sonra Koray onun yanına oturdu. Ben Melihten kaçmaya çalışırken hızla duvar kenarına oturdum peşimden Başak’ın geldiğini zannederken yanıma Melih konmuştu. Sanırım bugün pek de güzel geçmeyecekti. Masamıza içkiler geldiğinde alkolsüz kokteyllilere sarılmıştım.

Gün beklediğim gibi olmamıştı. Melih sanki level atlamış esprileri komik, konuşması yerindeydi. Şaşırmıştım bu haline. Alkolsüz başladığım gün alkolle devam ediyordu. Kızlar beni gaza getirip bir daha mı geleceğiz dünyaya demişlerdi. İçkimden küçük yudumlar alırken oturduğum yerde müziğin ritmine uyuyordum. “Hadi gel dans edelim.” Normalde olsa Melih’in bu teklifini reddederdim ama şuan dans etmek istiyordum. Uzattığı elini tuttum ve beni yönlendirmesine izin verdim. Galiba hafiften çakırkeyif olmuştum. Saçma sapan gülüyormuşum gibi bir his vardı üzerimde. Başka bir içecek içmemem gerektiğinin farkına varmıştım. “Defne.” Melih seslendiğinde kapalı olan gözlerimi açtım. “Çok güzelsin.” Bir anda gelen iltifatla şaşırsam da teşekkür edebilmeyi başarmıştım. Şarkı değiştiğinde lavaboya gitme ihtiyacım oldu ve Melih ne kadar bana eşlik etmek istese de onu masaya geri gönderdim.

Hafiften midem bulanıyordu. İçkiyle pek aram olduğu söylenemezdi. En son abime sinirlendiğim zaman bira içip kusmuştum, sonrasında feci bir kavga çıkmıştı. Aslında zaten kavga ettiğimiz için içmiştim, onu sinirlendirmek için ve başarılı da olmuştum. O günden sonra pek içki içtiğim söylenemezdi. Kendimi tuvalete attığımda acaba kusacak mıyım diye biraz bekledim. Midem sakinleşmiş olmalı ki kusma refleksim yoktu. İşlerimi halledip bizimkilerin yanına dönerken gözüm birine takıldı. Volkan mıydı o? Sanki birisini arıyormuş gibi etrafa bakınıyordu. Benimle göz teması kurduğunda uzun adımlarla yanıma doğru gelmeye başladı.

“Sonunda buldum seni Defne!” Niye beni arıyordu ki, abime bir şey mi olmuştu? Yüz ifadesi gerilmeme sebep olmuştu. “Neden beni arıyorsun? Abime bir şey mi oldu?” “Abine bir şey olmadı ama sen burada biraz daha kalırsan ikimizin mezarları yan yana olacak.” Mekanı işaret ederek konuşmuştu. Beni burada nasıl bulmuştu ki? “Burada olmamda ne sakınca var?” “Dışarıda konuşalım” diye beni çekiştirdi. “Volkan ne oluyor anlatsana.” “Bak abin seni kaç kere aramış ulaşamamış. Telefonunu açmadığın için beni aradı. Eve baktım kimse yok, herkesi telaşlandırdın. Buraya gelirken birilerine haber vermek aklınıza gelmedi mi Defne hanım?” “Tamam da..” Sözümü bitiremeden birisi Volkan’ın kolunu tuttu. “Sen kimin sevgilisine laf atıyorsun lan!” Melih hiçbir açıklama beklemeden Volkan’ın suratına yumruğu çakmıştı. Şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırmış hızla Volkan’ın yanına gidip iyi olup olmadığını sormuştum. Melih ise beni çekiştirip ondan uzak durmamı sağlamaya çalışıyordu. “Defne arkadaşına sahip çık yoksa sonuçlarına katlanmak zorunda kalır.” Volkan’ın gözleri ateş püskürtüyordu. “Hemen geliyorum.” deyip Melih’i çekiştirmeye başladım.

“Defne sen o pezevengi tanıyor musun? Bir sıkıntı varsa söylemen yeter.” Derin bir nefes aldım. “Evet Melih, bir sorun var o da sensin. Ne hakla Volkan’a vurursun? Ayrıca biz sevgili falan değiliz, saçma sapan düşüncelere girme. Sanırım bugünlük eğlence bitti.” Yaptığı taşkınlığın farkına varmasını istiyordum. “Defne ben sadece seni korumak için yardım etmek istedim. Tanıdığını bilmiyordum.” “Bak kendince beni korumak istemiş olabilirsin ama tanımasam onunla beraber neden dışarı çıkayım? Şuan gerçekten gitmeliyim Melih, sonra görüşürüz.” Melih’i arkamda bırakıp Volkan’a doğru yürümeye başladım. Bizimkiler dışarı çıkmış olan biteni anlamaya çalışıyordu. “Hadi gidelim.” dediğimde Volkan elini omzuma attı ve kızlara eliyle işaret etti. “Sevgilin miydi o çocuk?” Sorusuna hayır anlamında kafa salladım. “Sadece seni yanlış anladığı için savunmaya geçti o kadar.” “Defne senden hoşlandığını yoldan geçen birisine sorsan anlar.” Bir yorumda bulunmak istemediğim için omuz silktim. Mekandan çıktıktan sonra yorgunluk çökmüştü.

Volkan bizi eve getirdiğinde sorgu için peşimizden gelecek zannettim ama o kendi apartmanına geçti. Eve girer girmez telefonum çaldı. O sırada mutfaktaki saati gördüm. Sıçtık, mükemmel. “En sevdiğim abim, nasılsın? Gece gece bu saatte sen aramazdın beni?” “Defne!” Ses tonu diyordu ki eğer biraz daha saçmalarsan oraya gelir ayaklarından tavana asar, kanını akıtırım ve izlerken keyif çatarım. “Abi?” “Bu telefon neden açılmıyor?” “Abi ben galiba sana özeniyorum. Ne zaman arasam sana ulaşamıyorum.” Hatalı olan benden biliyordum ama işi şakaya vurmazsam daha çok üzerime gelecekmiş gibi hissediyordum. “Defne!” Abimin sesine yanımdaki kızlar korkmuştu yani, o kadar gür sesle bağırmıştı. “Tamam abi ya özür dilerim müziğin sesine duymamışım bir daha olmayacak.” “Defne bak şuan gerçekten işim başımdan aşkın ne olur evden çıkmana izin verdiğim için beni pişman etme.” Derin bir nefes aldı. Araya girmeye korkuyordum resmen. “Sadece iki gün rahat dur ve ben seni düşünmeden işlerimi halledeyim tamam mı?” “Endişelendirdiğim için üzgünüm.” “Defne, seviyorum seni dikkat edin birbirinize. Annemi de aramayı unutma ne kadar inat etse de merak ediyor seni.” “Ararım abi.” “O zaman görüşürüz.” “Abi?” “Efendim.” “Bana ihtiyacın varsa yanına gelebilirim, destek olmak için yani. Hangi nedenden dolayı başına bunlar geldi bilmiyorum ama ben her zaman senin arkandayım biliyorsun.” Gülümsediğini ses tonundan anlayabiliyordum. “Büyümüşte beni destekliyormuş.” İstemsizce bende güldüm. “Defnem sağ ol. Dikkat et kendine. Allaha emanetsin.” “Sen de Allaha emanetsin abim.”

Kötü bir konuşma olmamıştı. “Çok kızdı mı?” Helin korku dolu gözlerle bakıyordu. “Dedi ki o Helin'e söyle sizi bir daha böyle yerlere götürürse topuklarından vururum.” Elimle silah hareketi yapıp Helin’i vuruyormuş gibi yaptım. “Hiii! Ya Defne abine sahip çık, valla beni öldürecek. Bir daha sizin eve gelmem ben.” “Helinciğim şuan Kaan abinin evindesin farkında mısın?” Helin kolunun altındaki yastığı Başak’a fırlattı. “Tabi sizi öldürmeyecek ondan rahatsınız.” “Aç mısınız?” Konuyu değiştirmiştim ama sanki hepsi bu soruyu beklercesine kafa salladı. “Valla hiç sormayacaksın zannettim.” Öykü konuştuğu an karnı guruldadı. Dolabı açıp sucuğu gösterdim “Tost?” Hepsi tamam dediğinde tost yapmaya başladım. Sanırım gecelerimin yemeği olmuştu.

“Oha Defne, nasıl yiyeceksin onu?” Başak gözlerini belertmiş elimdeki ekmeğe bakıyordu. “Kendime değil canım Volkan’a yapıyorum. Gece gece bizle uğraştı.” “Sen yap ben götürürüm.” Başak cilveyle konuştuğunda ensesine bir tane çaktım. “Gece gece saçmalama otur oturduğun yere.” Tostu tabağa koyup hızla karşı apartmanın ziline bastım, soğumadan yemeliydi. Acaba uyumuş muydu? Eh şansını kaybederdi artık. “Buyrun?” “Ee, ben Volkan’a bakmıştım.” “Gecenin bu vaktinde?” “Ne varmış bu saatte?” “Saat gecenin dördü ne düşünmemi bekliyorsunuz acaba?” Adam haklı olabilirdi ama haksız olmasını istiyordum. “Kim lan bu saatte?” Karşımda tanımadığım iki adam vardı. “Volkan hariç herkes gelecek kapıya herhalde.” “Volkan burada oturmuyor.” Adama şaşkınca baktım, uykusuz falan mıydı acaba ne dediğinin farkında olduğunu zannetmiyordum. “Tövbestağfurullah! Ya siz gece gece bela mısınız? Sizin yüzünüzden tost soğudu!” Kapıyı ilk çıkan adam elimdeki tostu aldı kokladı kokladı sonra yarısına kadar ısırdı. “Sen ne yaptığını zannediyorsun?” “Valla karnım acıkmıştı.” Sinirle ayağımı yere vururken “Volkan!” diye bağırdım. Volkan adamların arkasında gözüktü. Beni beklemiyor gibi duruyordu. “Defne, ne oldu bir ihtiyacın mı var?” “Bu fakir kim Allah aşkına, tostunu kaptı geri vermiyor.” “Kadir ne yapıyorsun oğlum?” Adının Kadir olduğunu öğrendiğim adama ters ters bakıyordum. “Bugün seni uğraştırdığımız için kendimize yaparken sana da tost yapmıştım da sağ olsun bu dağ ayısı yedi.” Volkan “İşte gerçekten dağ ayısı! Ne gerek vardı diyeceğim de Defne biz çok açız. Bence hepimizi şöyle bir doyursan çok güzel olur.” Dedi ve benim taktiğim olan yavru kedi bakışlarını attı. Tabi ki de kıyamadım, nasıl kıyabilirdim ki?

Evet şuan herkes mutfakta oturmuş beni seyrediyordu. “Allah aşkına hepiniz öylece oturup beni mi seyredeceksiniz? Biriniz de yardım etse keşke.” İsyanımdan sonra herkes bir şeyler söylemişti ve kimse yanıma gelmemişti. Ulan şeytan diyor ki dök acıyı hepsi haşat olsun. “Defne canım arkadaşım valla ben çok yardım etmek istiyorum ama başım dönüyor.” Başak bugün fena dağıtmıştı. “Birazcık cam mı açsak benim de midem bulandı.” Öykü mutfak kapısını açmak için ayağa kalktığında sendeledi. “Hişt sen!” Elimdeki bıçakla tostu gömen kişiyi yani Kadir'i gösteriyordum. “Sen tostunu yediğine göre sağlamsın gel de yardım et.” “Kalk lan, tostumu yediysen yardım edeceksin.” Volkan Kadir'i ayağıyla dürtmüştü.

Herkese yetecek kadar ekmeğimiz olmadığı için dolapta bulduğum makarna, mantar ve tavuk göğsünü çıkarmıştım. Makarnayı tek başına yemekten hoşlanmıyordum. Mantarları Kadir’e yolladığımda “Bıçak tutmayı biliyorsundur inşallah dedim.” Mantarları havalı havalı keserken madem eliniz bıçak tutuyor neden benden yemek istiyorsunuz diye söylenmiştim. Yemek hazır olduğunda herkese paylaştırdım. Kimseden ses çıkmıyordu ve sessizlikten pek hoşlanmadığım için gözlerimi Volkan ve saz arkadaşlarına kilitledim.

“Hepiniz abimin timinde misiniz?” Volkan “Sadece ben, bunlar daha o evreye ulaşamadı.” deyip güldü. Kadirle Efe’nin morali bozulmuş gibi duruyordu ama surat asmaktan başka bir şey yapmadılar. “Burası asker apartmanı mı anlamadım gitti.” dediğimde Başak “Yok yok yakışıklılar apartmanı” dedi. Evet, kendisi pek ayık değildi ve kendini rezil edebilecek cümleler kuruyordu arada. Susturmaya pek niyetim yoktu. Ortama neşe katıyordu sonuçta. “Doyduysanız gençler gidelim, daha fazla rahatsızlık vermeyelim. Defne eline koluna sağlık, mantı olduğu zaman beni çağırmayı unutma.” Mantı dediği zaman aklıma Poyraz düştü. Mantısını Volkan’a verdiğim için neredeyse evini basacak yediklerini kus diyecekti. Kendi kendime hatırladığım ana gülümserken “Afiyetler olsun. Merak etme ilk seni çağırırım.” dedim. “Bu arada özür dilerim.” Elimle dudağını işaret ettim. Melih vurduğunda patlamıştı. “Önemli değil ufaklık.” Eliyle saçlarımı karıştırdı. Saçlarımla oynanmasından nefret ederdim ama bu seferlik ses çıkarmadım. Çocuklar gittiğinde Başak’ın koltukta kıvrılıp uyuduğunu gördüm. Üzerine ince bir pike serdikten sonra Helin’le Öykü'yü abimin odasına gönderdim. Ben de oturma odasındaki koltuğa yayıldım. İki dakika öncesinde enerjiktim ama uzanınca ne kadar yorulduğumu anlamıştım.

نهاية الفصل

الفصل التالي مقفل

يمكنك فتح الفصل 8 مقابل 5 جيتون داخل التطبيق ومتابعة القراءة من حيث توقفت.

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.