تخطٍ إلى المحتوى

Bin Bir Ecel

الفصل 7 · قراءة 7 دقيقة

Bin Bir Ecel

الفصل 7

Yazın Açan Çiçek

Gözümüzü her sabah açtığımızda o Güneş penceremizden sızıyorsa, aydınlık kıpırtısını görebiliyorsak işte o zaman demeli insan kendine,

''Nefes aldığım her zaman bir anı benim için, bu anıları parlak yapmak zorundayım, zorundayım ki o sızan aydınlığa kavuşabileyim.''

Günler yarınları kovalamış, yarınlar da yarınları, aylar ayları, zaman kaderi kovalamış. Yağmurlu günlerden sonra güneş açmış, gökyüzü mas maviliğiyle boyanmış, kimi zaman kara bulutlar çökermiş, durmayan yağmurlar, iç titreten şimşekler esir alırdı şehri. Her şimşekte bir kimlik dökülürdü, her şimşekte bir gerçek dökülürdü.

Zaman bir çark gibi dönerdi, bulutlar dert ortağıdır. Ağlayan gökyüzüne bakar kendini anlatırdı, gülenin başı yine gökyüzüne kalkardı. Kimisinin gözyaşı yağmurlara karışır, kimisi de böyle düşünmezdi, onlar yağmurlara eşlik ederdi, yalnız bırakmazdı.

Hayat Hanım kapalı penceresinden yağmurları izliyordu, bebeği aylar geçtikçe biraz daha büyüyordu. Bir kızı olacaktı. Ellerini karnının üzerine koydu hissetmek istercesine. Bebek sanki ben buradayım dercesine karnında seyirdi. Gülümsedi Hayat Hanım, bu bebeği istiyordu onu doğurmak istiyordu, bu bebeği ve Ecel'i alıp uzaklaşmak istiyordu buralardan, yapacaktı aklında bu vardı.

Kocası yine kumarhanelerde geziniyordu, eve geç gelir, bazen bir bebeği daha olacağını bile unuturdu, hiç bilmezdi de. Bilmek istemezdi kabullenmek istiyor muydu istemiyor muydu belli değildi. Onun zaten bir kızı daha vardı, ama yoktu da, çünkü babalık sadece belgelerde geçmezdi.

Yağmura daldı Hayat Hanım derin bir iç çekti, çekmeceden bir kağıt kalem alıp tekrardan yağmura bakıp aklının düşüncelerini döküverdi.

''Güzel kızım'a Annenden.

Seni çok seviyorum güzel kızım, seni ablanda bende çok seviyoruz. Ablan bir kardeşi olacağı için çok mutlu seni heyecanla bekliyor ve bende. Kendimi yalnız hissettiğimde, kalbim acıdığında, bir yere dalıp gittiğimde kendini hatırlatıyorsun. Ablan gelip sarılıyor bana, gülümsetiyorsunuz bana kendinize.

Çok şanslısın güzel kızım, çünkü ablan seni çok seviyor, ve annende seni ve ablanı Dünyalar kadar seviyor.

Çok cesursun güzel kızım, minik kalbini içimde oluşturuyorum. O küçük kalbinle büyük direnişler vermek zorunda kalıyorsun, sana bunun için özür dilerim.

Eğer iyi bir anne olamazsam, ve kendini doğduğunda eksik hissedersen özür dilerim, inan ki annen seni seviyor. Ablan Ecel'i ve seni sonsuza kadar seveceğim. Kötü rüyalar görüyorum bazı soğuk havalarda, eğer ki yanında olamazsam, bil ki ablan senin hep yanında olacak.

İkinizden de özür dilerim, anneniz sizi çok seviyor. Annenize 'anne' olmayı hissettirdiğiniz için teşekkür ederim.

- Hep sevecek Annen''

Hayat Hanım yazdığı kağıdı katlayıp beyaz zarfın içine koydu. Yatak odasına ilerleyip küçük sandığının içine derinlere sakladı, odasından çıkıp tekrar penceresinin önünde oturdu, ayak sesleri gelince kafasını çevirdi Ecel'i gördüğümde kollarını açtı gelmesi için.

''Anne bir şey sorabilir miyim?'' Ecel meraklı çekingen gözlerle annesine bakıyordu. Hayat Hanım başını aşağı yukarı sallayıp kızının yanağına bir öpücük kondurdu.

''Kardeşimin adı ne olacak? O isimsiz mi olacak?'' Sorusu karşısında Hayat Hanım düşünüp cevapladı.

''Tabiki de isimsiz olmayacak güzel kızım, ona bir isim koyacağız.'' Ecel'in çekingen bakışları bu sefer duvara daldı, düşünüyordu diyeceği şeyi, dakikalar sonra konuştu. ''Ama bu sefer babam koymasın olur mu?'' Sorusu karşısında hayat hanımın omuzları düştü, kızına Ecel ismini babası vermişti, Küçük Ecel kardeşinin isminin de onun ki gibi olsun istemiyordu.

''Kendimiz koyacağız güzel kızım, kardeşine yakışır bir isim koyacağız.'' Ecel bu sefer sevimlice gülümseyip ellerini birbirine vurdu. ''Ne koyacağız bir anlamı da olmalı bence.''

''Maysa.'' Dedi Hayat Hanım. ''Maysa olsun kardeşinin adı, yazın açan çiçek demek Maysa.'' Ecel olduğu yerden kalkıp zıplamaya başladı, kardeşinin ismini sevmişti.

Maysa'ydı bebek Uğultu'nun adı. Yazın açan çiçek demekti anlamı. Buruk ve yarım hayatımızın, yağan yağmurlu günlerin sonunda açan çiçekti. Karanlıktan sonra bulunan ışık, aydınlıktı Maysa. Bir son değil, bir müjdeydi, yazın ve parlak günlerin müjdesi.

Günümüz.

Kalbimiz bazen sıkışır ya, tutunmak ihtiyacı duyar insan, tutunacak bir dal bulamaz bazen. Bazı dallar tanıdık gelse de kaçınır. Sadece kendisine tutunur, kendini başkasına açmadan kendini korumak ister, küçük bir çocuk bir sorunla karşılaşsa ilk ''anne'' deme ihtiyacı hisseder. İçindeki çocuğu yitiremeyenler de yaş fark etmeksizin ''anne'' der, anneler koşar yavrularına sarılır. Bazı çocuklar ise gökyüzüne bakar, güvendiği tek dal gökyüzündedir.

Hayatına devam etmek zorunda kalır, belki kendini kandırıyordur, mutluluğu kendine yakıştırmıyordur ve yanlış buluyordur. Mutlu olduğu her anın sonunda geçmiş gelir aklına insanın, yutkunamaz ve belli etmez de. Bu tam olarak benim. Bir ışık gelirmiş aniden hayatta, tam karanlığın ortasındayken ortaya çıkan bir ışık geceyi gündüz yapabiliyormuş.

Parti bittiğinde arabaya binip eve gelmiştik. Çok az sarhoş olmuştum, Öykü benden daha sarhoştu. Nifda hiç içmemişti sadece sarhoş Öykü'yü zapt ediyordu yol boyunca. Evin anahtarını takıp kendimizi eve attığımızda topuklularımı çıkartıp, çıplak ayağımı zeminle buluşturmuştum.

Herkes tek kelime etmeden dağıldı, odama gidip pijamalarımı giyindim, saçlarımı her zaman ki dağınık topuzlarımdan birini yapıp, banyoya doğru ilerledim. Aynadan kendime baktıktan sonra makyaj temizleme suyunu pamuğa döküp yüzümü makyajdan kurtardım.

Bu akşam içtiğim kadehin az bir miktar olmasına rağmen, kafamı uyuşturmuştu, bileşenleri etkisi yüksek bir alkoldü. Bugün dans ettiğim adamla önce göz göze gelmem sonraysa dans etmemiz içimde değişik bir his oluşturmuştu. Kendimi kötü ve yanlış hissetmiyordum, yabancı kollarda yabancılık çekmediğimi fark ettim, daha önce tanıyor olma ihtimalimizi düşündüm ama hiç tanışmamıştık.

İlk defa böyle hissediyordum.

İlk defa yanlış hissetmemiştim kendimi, tuhaftı. Sarhoşluğun verdiği etkiyle onu iyi sezmiştim, gamzeleri olduğunu içimde öylesine tekrar etmiştim ki bir daha unutmak imkansız gibiydi.

Ezel idi ismi, ismi ona yakışıyordu, isimlerimiz kafa karıştıracak kadar zıttı. İsmi beni ilgilendirmezdi, aklımı karıştıyordu ama bu bilinçli değildi, o zaman mayışmıştım.

Odama girip yatağıma doğru ilerledim, adımlarım durdu çekmecemi açıp çerçeveyi elime alıp yatağa öyle girdim. Sıkıca sarıldım çerçeveye, kardeşime, Maysa'ma.

Koyunları saymaya başladım zihnimde.

45. koyuna gelmiştim lakin içimde uykuya dair bir pırıltı yoktu. Gözlerimi açıp tekrardan kapadım, elimdeki çerçeveye daha sıkı sarıldım, koyunları değil annemi düşündüm.

Bana sarılışını, saçımı örüşünü, beni öpüşünü, hamileyken kardeşime söylediğimiz ninnileri…

…

''Öykü sürprizini söyleyecek misin, biraz daha gözlerimi kapatırsam kör olacağım da.''

''Öykü bence de söyle artık, açıyorum gözümü, delirdin mi?'' Nifda'nın isyanına katılıyordum. 8 dakikadır Nifda'yla gözlerimiz kapalı koltukta oturuyorduk, gözlerimizi bağlayıp açarsak da kendini asacağına dair tehditler aldığımız için oturmak mecburiyetinde kalmıştık.

İçerden Öykü'nün boğuk sesi geldi. ''Son 1 dakika lütfen.''

Sabır çekip biraz daha bekleyince, İçeriden yüksek bir müzik sesi duyuldu, ardından Öykü'nün ''Açın.'' diyen çığlık atarcasına sesi.

Gözlerimizi açtığımızda mavi dansöz kıyafetleriyle kıvırta kıvırta gelen Öykü'yü görmeyi beklemiyorduk. Şarkı olarak Hadise'nin Düm Tek Tek şarkısını seçmişti. Adımlarını ağır çekime aldı.

''Baby, you're perfect for me, You are my gift from heaven''

Bir yandan ağır ağır yürüyüp, bir yandan şarkıyı söyleyip kıvırtıyordu.

Ağzına taktığı peçeyle tam bir dansöz gibiydi, Nifda'nın bir eli ağzında dehşetle izliyordu, ben ise ne yapacağımı bilmiyordum, Öykü her zaman ki deliliğiyle modundaydı.

''Angel, I wake up, and live my dreams Endlessly Crazy for you.''

''Can you feel the rhythm in my heart. The beat's going düm tek tek''

Şarkının nakaratında tahta sehpanın üzerine çıkıp kollarıyla ip çekiyormuş gibi yapınca dayanamayıp güldük. Vücut hareketleri şarkıyla şaşırtıcı derecede uyumluydu. Bir yandan kıvırtıp bir yandan da bizi çekiştirince kalkmak zorunda kaldık.

Nifda da dans etmeye başlayınca, bende onlara eşlik ettim. Hiçbirimiz Öykü gibi oynayamıyordu, böyle oynadığını da ilk defa görüyorduk.

Şarkının sonlarına doğru biz tekrardan koltuğa oturduk, Öykü selam verir şekilde eğilince, Nifda'nın gözlerinde şaşkınlık ve açıklama bekleyen bir esinti vardı. Öykü dakikalar sonra konuştu.

''Benim size bir teşekkür borcum vardı, teşekkür ederim.''

''Ne teşekkürü Öykü?'' Öykü yanağının içini ısırdı, gülmemek için zor duruyor gibiydi.

''Aylar öncesi, hani sizi götürmüştüm ya mekana, sarhoştum. Başkasını eski sevgilim sanmıştım, siz görmüştünüz hani.'' Sonrası malumdu. Mekan birbirine girmişti, Öykü bir çocuğu eski sevgilisi sanıp ona gülmüştü sarhoş olduğu içinde düşerken çocuğa tutunmuş. Çocukta Öykü'yle beraber yere düşüp başka bir kadının bacağına düşünce, yan masanın sevgilisi de düşen çocuğu dövmüştü.

Öykü yine ortalığı bir birine katmıştı.

''Hiç hatırlatma Öykü, senin yüzünden herkes birbirine girmişti!''

''İşte bende size teşekkür etmek istedim, beni oradan bulup çıkardığınız için.'' Bulup çıkarmasaydık bir daha oradan çıkamayabilirdik.

Nifda bu sefer gülerek konuştu. ''Dansöz olarak mı teşekkür ediyorsun?''

Öykü ve bitmeyen fikirleri, Öykü'nün teşekkürü bile bir garipti. Normal insanlar hediye verirken, Öykü dansöz olmuştu!

''Bence çok güzel oynadım bir kere. Sizin için 1 saat çalışma yaptım internetten. Kıyafetleri de bir arkadaşımdan aldım.''

Bende gülerek konuştum. ''Bende nasıl böyle oynayabildiğini sorguluyordum.''

''Çok hamaratımdır.''

Gülerek koltuktan kalkıp odama gittim, gardırobun kapağını açıp kot pantolonumu çıkardım, beyaz çizgili bir gömlek de çıkartıp yatağın üzerine bıraktım.

Tekrardan içeri girdiğimde Öykü üzerini değiştirmişti, Nifda'yla koltukta oturuyorlardı, yüzümde güleç bir ifade yoktu, beni ciddi gördüklerinde endişelenmişlerdi.

''Yola çıkıyoruz, zamanı geldi.'' Cevabımla ikisi de derin bir iç çektiklerini gördüm.

''Zamanı geldi mi emin miyiz Ecel?'' Zamanı gelmişti, geç bile kalmıştım.

''Erken değil mi Ecel, araştırmaların yeterli olduğundan emin misin?'' Emindim, artık ses çıkarma sırası bizdeydi.

''Geç bile kaldık Öykü, artık eminim, gidip Maysa'yı alacağız.'' Nifda'nın gözlerinde endişe ama kararlılıkla yanan bir alev gördüm. Öykü'de emindi.

Maysa'yı almanın zamanı çoktan geldi bile geçmişti. Yaptığım derin araştırmaların sonucuna sonunda emin olabilmiştim. Tek gidecektim ama diğer kardeşlerime bir söz vermiştim, onlardan artık bu durumu saklamayacaktım. Ecel sözlerini tutardı.

Ecel sözlerini tutardı anne.

Son sözünü ve son isteğini yerine getireceğim annecim.

Bu saçma oyuna burada son veriyorum ve kardeşimi alıyorum.

Onu koruyacağıma, bulacağıma söz vermiştim.

Sözlerimi tutacağım, bunu sen öğretmiştin. Ecel sözlerini tutardı, sonunda ölüm olsa bile.

Ölüme adım adım ilerliyordu, içindeki canavar kontrolden çıkmıştı, ölüm dibinde olsa bile yolundan sapmayacaktı.

Çünkü ölüm ta kendisiydi.

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.