تخطٍ إلى المحتوى

Bin Bir Ecel

الفصل 1 · قراءة 10 دقيقة

Bin Bir Ecel

الفصل 1

Zaafsız Yaşantı

''Gerekirse kan kusar kızılcık şerbeti içtim derim. Ama yine de amaçlarım için ölmem.

Sana bol şanslar ölmemeye çalış, direnip yorulma. Nefeslerini boşa harcamayacağın kadar ihtiyacın olacak.''

13 Şubat 2018

‘’Kader bir çizelgeye bağlı değildi, bardaktan boşalırcasına hızlı ilerlerdi ve biz avucumuzu birleştirsek de taşar dökülür ve kaybolurdu’’

''O zaman defolun gidin, size bakmak zorunda değilim. Anneniz bile dayanamadı lan size, kadıncağız toprakta yatıyor onu öldürdünüz beni de mi öldürmek istiyorsunuz? Size katlanacak gücüm kalmadı. Sen benim en büyük pişmanlığımsın, seni hiç sevmedim. Bir kere bile 'kızım' diye sevdim mi seni? İkinizden de ölesiye nefret ediyorum sizden bıktım, size harcayacak tek kuruşum yok, defolun gidin.''

Güldüm. Hatta kahkaha attım. Bana imrenircesine bakıyordu babam olacak adam. Beni sevmemiş dile getirmesine gerek mi vardı ki? ''Sen benim babam değilsin.'' Elimle kendimi gösterdim. ''Bende kızın değilim.'' Ağlayan kardeşimin gözyaşı elime düştü.

''Annemden sakın bahsetme onu ağzınla bile kirletme. Senin tek kuruşuna ihtiyacımız yok. Sen beni kızın olarak görmüyorsun ya hani söyle peki ben babam olarak görüyor muyum? Sen bizim için zaten bir hiçtin. Bize bir şefkat eli uzatmadın.'' Kahkaha attım.

''Bak boyuma, kaç yaşına geldim lan ben.'' Derin bir nefes çektim, hıçkırığımı boğazımda tutuyordum. ''Sen söyle susma konuş,'' gülümsedim. '' Sınav kağıdımla yanına gelmiştim küçükken hatırladın mı? Sınıfta en yüksek notu aldım diye geziyordum evin ortasında, heyecanlıydım. Tabi çocuktum bütün komşularımıza bile söylemiştim o sevinçle. Yanına geldiğimde kağıdımı yırtıp beni sinirle penceren atışın peki?''

Gözlerine bakıp gülümsedim. Kazağımın kollarını açıp izleri gösterdim. ''Bak hala izlerini taşıyorum. Sen bana yüzlerce travma bıraktın ve ben yine o halimle bile onca sene sana baba dedim.''

''Kimin umurunda bunlar o zamanlar bile kızım değildin. Sen bir pişmanlıktan fazlası değildin.''

''Bu mu?'' Sesim çığlıktan farksızdı.

''Ya ben, beni anlamıyorsun, annemi de anlamadın, sen bizi görmedin, sen bizi sevmedin.'' Gözümdeki gözyaşı düşmemek için mücadele ediyordu ama düşmeyecekti, onun karşısında ağlamayacaktım.

''Benim bir sebebim yoktu yaşamak için.'' Yine güldüm. Acı bir gülüştü.

''Ve bize zehir etmek istedin öyle mi?'' Sesim evi inletiyordu, karşımda hiç bir şey olmamış gibi durması beni delirtiyordu.

''Keşke ya, keşke diyorum. Keşke hiç hayatımızda olmasaydın. Annem nerede benim? Ölüsüne bile rahat yoktu o kadının.'' Omuzlarım düştü.

''Keşke olmasaydın. Keşke hiç annemle evlenmeseydin. Görmüyor musun?'' Kafamı geçirip evin her köşesine baktığımda onunda gözleri kaydı.

''Bu evin her köşesinde bir korku var, her köşesinde bir mutsuzluk, acı var. Hepsinin tek sorumlusu sensin. Senden öylesine nefret ediyorum ki, anneme yaşattığın her bir anı için nefret ediyorum.'' Yüzüm gerilmişti, başı dikti, yaşlanıyordu ama o bakışları hiç değişmemişti, ben küçükken de böyle bakardı.

''Ama artık bitti. Artık seni bu cehennemde yalnız başına bırakıyorum. Senin yüzünü görmemek üzere.'' Odama koşup siyah valizi açıp dağınık bir şekilde bütün kıyafetlerimi bir hışımla dolduruyordum. Maysa'nın kıyafetlerini de doldurdum. Ensemde bir nefes hissettim.

''Abla gidiyor muyuz? Peki nereye gideceğiz.'' Haklıydı. Nereye gidecektik, tek amacım öncelikle bu evden gitmekti, sonrasını düşünememiştim. Ellerimle kardeşimin güzel yüzünü tuttum, gözyaşlarını sildim, iki yanağından da öptüm.

''Gideceğiz ablacım, ama söz ver bir daha ağlamak yok. Bu beni üzüyor tamam mı?''. Onaylar bir şekilde kafa salladı. ''Güzel, şimdi montunu giyer misin dışarısı soğuk üşürsün.'' Pembe montunu uzattım. Valizin kapağını kapattım.

Bir elimle kardeşimin elini tutup, bir elimle de valizin başlığını kavradım. Odadan ayrılıp son kez eve baktım. Aklımdaki sesler susmuyordu. Bu eve baktıkça bin bir anı canlanıyordu zihnimde. Son kez yemek masamıza baktım.

Annemle küçükken ödevlerimi orada yapardım.

Kapıyı açınca soğuk rüzgarı tenimde hissettim ve aniden büyük bir hışımla kapıyı çektim.

Evet Ecel artık ne yapacaksın? Zihnimin bir tarafları özgürlük bayraklarını çekmişti. 'Artık özgürsün Ecel'.

Birkaç sokak ardımızda kaldı o ev. Artık uzaklaşmış yürüyorduk. Maysa dakikalar sonra konuştu.

''Abla susadım.'' Yakınlarda market olmalıydı.

''Tamam ablacığım şimdi alacağım.'' Maysa yine konuştu. ''Abla çok yoruldum ben oturayım sen gidip alsan olur mu? Maysa beni yanımızdaki banka sürükledi. Banka oturdu ,eğilip alnına minik bir öpücük kondurdum.

''Tamam sen bekle ben alıp geleceğim, tamam mı kelebeğim?'' Kafasını aşağı yukarı salladı.

Doğrulup ışıkları parlayan markete doğru yol aldım.

Maysa içinde hiçbir şey kolay değildi. Evet onun kötü bir şey yaşamasına izin vermemiştim. Ama babamız olacak adi herifin bakışları bile Maysa'yı korkutuyordu. Daha on yaşındaydı. Annemden kalan tek emanetimde canım kardeşim. Onu sevdiğim kadar kimseyi sevmemiştim, bugün o evden ayrılmamda onun içindi. Onun daha fazla orada kalmasını müsaade edemezdim. Her gün bağırış içinde büyümesine daha fazla göz yumamazdım. Kardeşim benim biriciğimdi.

Markete girdiğimde soğuk olmayan bir su alıp çıktım. Banka doğru yürüyordum, hava sisli ve soğuktu. Gözlerimi kısıp banka odaklandım. Valizi gördüğümde rahatlamıştım, adımlarımı hızlandırdım. Bankın önünde durduğumda Maysa yoktu. Ne demek yoktu.

''Maysa'' diye bağırdım. ''Neredesin Maysa, su getirdim neredesin Maysa.'' Yoktu. Kalbim yerinden çıkarcasına atıyordu koşar adımlarla çevreyi gezdim.

''Maysa!'' Bu kez sesim çığlık şeklindeydi. Maysa yoktu. Olamaz bu hengamede kardeşimi kaybedemezdim. Kardeşimi kaybedemezdim. İçim içimi yiyordu. Neredesin kardeşim?

''Neredesin Maysa.'' Sesim acıydı. Ses tellerimin titrediğini hissettim. '' Bak en sevdiğin çikolatayı da almıştım yanında'' Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. ''Bak aldım neredesin ses ver.'' O sokağı dolanıp durdum. Acı bağrışlarım, çığlıklarım esir almıştı sokağı. Sanki çığlıklarımı bir ben duyuyordum. Yoktu. Bankta bekledim saatlerce, dakikalarca ama yoktu. Gözyaşlarım akıyordu. Hüngür hüngür ağlıyordum. Hayır gelmeliydi neredeydi?

''Anne'' dedim acıyla. ''Emanetine sahip çıkamadım.'' Daha büyük bir çığlık attım. Sokağa atıldım sağa sola bakıyordum ama yoktu. Nasıl yoktu buradaydı. Buradaydı nereye gittin 2 dakikada. Yüksek bir ses duydum hemen önüme baktığımda büyük bir ışık vurdu beni. Karnımda bir acı hissettim. Saliseler sonra yere yığıldım. Keskin bir acı vardı bedenimde. Bugün babama bir meydan okumuştum, kardeşimi de alıp gitmiştim. Annemden son parça son yadigarım canım kardeşimi kaybetmiştim. Ben artık bir hiçtim.

Kardeşime bile sahip çıkamamıştım. Nasıl bir ablaydım ben böyle? Annem beni affetmeyecekti. Annem gözlerini kapatmadan bile önce 'Kardeşine iyi bak Ecel. Seni, sizi çok seviyorum.' Deyişi kulaklarımdaydı. Ve ben bakamamıştım. Ben bugün annemin bana son dediği görevi yerine getiremedim. Benim artık yaşamak için tutunduğum bir dalım yoktu, vardı iki zaafım vardı biri biricik annem onu kaybetmiştim, ancak ikincisi artık o da ellerimde değildi.

Acı git gide bedenime yayıldı. Başımda 2 tane kız belirdi, telaş içinde başımda dönüyorlardı. ''Sakin ol gözlerini açık tut, kaza yaptık, araba çarptı. Ama iyi olacaksın ambulansı arıyoruz.'' Kızın telaşlı halleri gözlerimin önündeydi. Dudaklarımı kıpırdattım ancak konuşabildim mi bilmiyordum. Sesimin çıktığından bile emin değildim. Başımdaki kız kafamı kucağına yerleştirdi. ''Evet konuş, konuş bizimle ambulans geliyor birazdan konuş. Sakın kapatma gözlerini.''

''Ma- ma'' Sesim o kadar tiz ve kısıktı ki çıktığından bile emin değildim. '' Evet ma- ne diyorsun devam et sakin ol.''

Kafamı oynatıp elimdeki çikolataya baktım. Kız bunu fark edip konuştu. 'Su vereyim mi? Haklısın aptal kafam hemen getiriyorum.'' Kız başımdan ayrıldı su getirdi ancak içirtemedi.

''Ma- Maysa se-seni seviyorum.'' Dudaklarımdan çıkan son cümle bu oldu. Ve gözlerim bu kör geceye kapandı.

Kurtuluş günüm benim ölüm günüm olmuştu. Ben kurtuldum derken ölmüştüm. Ben artık hiç bir şeydim. Zaaflarımı kaybetmiştim. Ve zaaflarım beni ayakta tutan tek şeydi. Artık onlarda yoktu. Ben Ecel Uğultu artık yaşama bir amacı olmayan insandım. Zaaflarım yoksa bende yoktum. Olmamalıydım. Kardeşim ve annem yoksa bende olmamalıydım. Peki ben yaşıyor muydum? Kardeşimin çok soğukta kalmaması gerekiyordu, elleri çabuk üşürdü. Elleri üşüse burnu kızarırdı. Hasta olurdu hemen. En ufak bir hastalığı bile en ağır şekilde geçirirdi. Saatlerce başında beklerdim ateşi çıktığı zaman. Annemin benim başımda beklediği gibi.

İnsanlar ve kader çok acımasızdı. Ben kaderimi değiştirdiğim gün iyi mi değiştirmiştim peki? Kötü denli değişimlerin ne yararı vardı? Zamanda kaybolup gittim. Anne keşke yanında olsaydım dedim. Beni de götürseydin keşke yanında.

Günümüz.

''Cidden gece bu kadar geç gelmek zorunda mısın? Bide içmişsin Öykü , dün zar zor zapt edebildim seni.'' Duyduğum ciyaklamayla yerimden sıçradım. Yine Öykü geç gelmişti anlaşılıyordu Nifda'nın sesinden.

''İstediğim saatte gelirim , hem bunun için izin istemeyi unuttum, affedersiniz.''

''Elimde kalacaksın bir gün, ne zaman geldiğin umurumda değil, başına bir şey gelirse al başına derdi.'' Dedi Nifda.

''Kesin lan sesinizi, çocuk musunuz? Sabahın köründe kediyle köpek gibi.'' Sesimle ikisi de kitlenince birbirlerine kötü bakışlar bırakıp evin farklı odalarına dağıldılar. Genelde nadir anlaşamamazlıklar yaşanırdı bu da Öykü'nün sorumsuzlukları olurdu.

Koltuktan kalkıp odama gittim, gözlerimin altı morarmıştı. Saçlarım savaştan çıkmışçasına kabarmıştı. Üstüme başıma çeki düzen verip siyah geniş bir kot, beyaz bir gömlek giyinip, saçımı da at kuyruğu yaptım. Morluklarımı kapatıcıyla kapatıp mat bir kırmızı ruj sürüp odadan ayrıldım.

Öykü'yü kahvaltı hazırlarken yakalamıştım. ''Otursana Ecel, nereye?'' Sandalyemi çekip yerimde doğruldum.

''Kafe'ye Öykü nereye gideceğim başka? İş beklemez.''

''He tamam, akşam evde minik bir parti organize edeceğim, erken gelebilir misin?'' Tek kaşımı kaldırdım.

''Arkadaşlarla Ecel tanıdıklarımız.'' Tanıdıklarımızsa sorun değil, hiçbirini tanımamam yeterliydi.

''Erken çıkarsam bakarız.'' Göz kırptım. Öykü sıkıntıyla ofladı. Sandalyemi geriye itip masadan kalktım, çantamı koluma taktım. ''Eee bir şey yemedin.'' Yüzüne dönüp göz teması kurdum.

''İş beklemez.'' Evet cevabım netti. Bir kafede garsonluk yapıyordum yaklaşık 2 aydır çalışıyorum. İşimi seviyordum. Anlaşamadığım bir patronum ve bir iki gereksiz insan da olsa yine de seviyordum.

Arabamın anahtarını alıp evden ayrıldım. Kafeye doğru yol aldım. Gelirken radyodaki üç beş kötü şarkı eşlik etse de moralimi bozmadım. Arabamı park edip Kafeye girdiğimde Personel bölümüne çantamı bırakıp önlüğümü başımdan geçirdim. Kafamı kaldırdığım da gülümseyen İrem'i gördüm.

''Nasılsın Ecel mutlu gördüm seni? Ayrıca bugün kafe çok kalabalık bir an önce gelmelisin. Patronun işi çıktığı için erkenden gitti kafeden bugün şanslı olmalıyız.'' Patron gittiği için yüzünde güller açıyordu kızcağızın. Allah'ın belası herif yüzünden bir gün kovulacaktım ama işsiz kalmamak için susmak zorunda kalıyordum.

''İyiyim İrem, aynen şanslıyız ki kalabalık lafını eksiltmedin, neyse geçelim.'' Lafımı söyler söylemez masalara dağıldık. 4 numaralı masaya doğru yürümeye başladım. Bir kadın ve bir adam vardı. Masaya yaklaştığımda yüzümde her gün ki gibi sahte tebessümüm yerini aldı.

''Hoş geldiniz efendim, siparişinizi alayım'' Kadın sesimi duyduğu anda kafasını menüden kaldırdı ve gülümsememe eşlik etti. '' Ice Caramel Latte ve San Sebastian Cheesecake Sadeli olsun.'' Dediğinde dediklerini minik not defterine ekledim.

''Hemen efendim'' Başımı onaylar bir ifadeyle salladıktan sonra kağıdı servisleri hazırlayan kıza uzattıktan sonra başka bir masanın daha siparişini almıştım. Kız tepsiyi uzattıktan sonra ''4 numaralı masanın siparişi.'' dediğinde tepsiyi alıp 4 numaralı masaya doğru yürüdüm.

''Buyurun efendim, afiyet olsun.'' Başlarını teşekkür edercesine salladıktan sonra masadan ayrıldım.

Tüm masaların siparişlerini tamamlamıştık. Biraz dinlenme molasına çıkacağım sırada 12 numaralı masanın bana gel işareti yaptığını fark edip, bozuntuya vermeden masaya doğru ilerledim. ''Evet efendim hoş geldiniz, siparişinizi alabilir miyim? Adamın suratında bir şapka vardı yüzünün yarısını kapatıyordu adamın gülümsediğini görünce cümlemi tekrarladım.

''Beyefendi siparişinizi alabilir miyim?'' Adam ayağa kalkıp avucumu açıp bir kağıt tokuşturduğunda bütün vücudumun bir anda titrediğini hissettim. Ardından eğilip kulağıma ''Kardeşin yaşıyor'' dediğinde kalbim yerinden çıkarcasına hızlı atıyordu. Yerimden kıpırdayamadım, hesap soramadım vücudum sanki bir anlığına felç geçirmiş gibi kitlenmişti.

Adam hızlı adımlarla kafenin çıkışına doğru ilerledi ve kayboldu. Birkaç dakika olduğum yerde kıpırdayamadığımı fark ettim. Kirpiklerim bile donmuştu. Ardından anı fark edip çıkışa doğru koştum. Adam gözden kaybolmuştu. Dudaklarım titredi. ''Seni bulacağım, seni bulacağım, seni bulacağım kardeşim'' dedim kısıkça.

Bir an afallayıp adamın verdiği kağıdı hatırladım, avucumda sıkıca tutuyordum. Kağıdı bir hışımla açtığımda el yazısıyla yazılmış bir metin vardı. Kağıdın başında adım yazıyordu, ECEL UĞULTU.

"ECEL UĞULTU.

Seninle konuşmak için beklediğim süre artık sona erdi. Evet doğru duydun, kardeşin yaşıyor. Garipsemişsindir yıllar sonra böyle bir haber almaktan. Endişeleniyor musun cici abla? Kim olduğumu merak ediyorsundur değil mi? Senin bir o kadar yakın ama tanımadığın bir düşman.

Bir psikopat gibi görünüyor olabilirim, belki de öyleyimdir? Her neyse, her zaman ensendeyim Ecel. Hem de her zaman. Sen beni göremezsin ama ben seni görebilirim, etrafına baktığında beni tanıyamazsın ama ben ensendeyim.

Kardeşin gayet iyi gerçi bunca sene yok olmasına iyi demem tek seçenek değil mi? Aksi olsa ölmüş olurdu zaten.

Sana olan nefretim o kadar kuvvetli ki seni öldürmek bile istemiyorum, seni öldürerek ödüllendiremem.

Evet! Korkmalısın ki ölüm bile sana ödül olarak gelmeli.

Benden ne istiyor diye beynini yormana gerek yok ne istediğimi bir ben bilebilirim.

İstediğim tek şey İntikam.

Senden intikamım o kadar korkutucu ve soğuk olacak ki Ecel, karşımda o kadar çaresiz ve acınası kalmanı istiyorum ki. Sana bu intikamı yedirmek için her şeyi yapacağım kendi aklımı bile kandıracağım, gerekirse kan kusar kızılcık şerbeti içtim derim. Ama yine de amaçlarım için ölmem.

Sana bol şanslar ölmemeye çalış, direnip yorulma. Nefeslerini boşa harcamayacağın kadar ihtiyacın olacak.''

Bu da neyin nesi? Kim neden benden intikam almak ister? Tanımadığım barizdi ama tanımadığım birisinin bana böylesine nefret beslemesi normal değildi. Beni öldürmek istiyorsa neden öldürmedi bunca zaman? Beklediği bir süre sona ermiş. Artık gerçekten tehlikedeydim, ama bu tehlikenin gerekirse dibini sıyırırdım.

Kim olduğunu bilmiyorum ama ben zaaflarım için yaşarım demiştim. Bu kirli oyunda zaaflarımı almadan asla geri çekilmem. Kendilerinden emin konuşuyorlardı ama karşıma çıkacak bir suratları bile yoktu. Oysa ben hep tahtımdaydım.

Ecel yaşarsa zaafları için yaşar, zaafları çalınmışsa almadan ölmez ancak birilerinin eceli olurdu.

نهاية الفصل

28 تعليق