Bir Mola
Selam dostlar, "Bence Öyle" kanalına hepiniz hoş geldiniz. Hayatın tam içinde bir mola vermek nasıl hissettirir, bugün bu konunun "bence"sini konuşacağız.
Kimimiz hayatımızın henüz çok başında, kimimiz sonuna yaklaşmış, kimimiz ise en sıkışık, en karmaşık noktasındayız. Peki bu koşturma nereye kadar? Bence hepimiz bir molayı hak ettik. Yıllarca gelecek kaygısı yaşayıp günlerini, aylarını seni hiçbir yere götürmeyecek düşüncelere kapılarak geçirdiysen ve anı kaçırdıysan, sen de bendensin. Fark ettim ki bazen düşüncelere mola verip dinlenmek ve yola sonrasında devam etmek insana daha çok güç veriyor.
Zannediyoruz ki bir mola versek her şey elimizden uçup gidecek, geri dönülmez sonuçlara yol açacak. Ama gerçekten de durum böyle mi? Tabii ki değil. Hızlanmak için önce dinlenmek gerekir. Doğaya karşı çaba sarf etmek yerine, bu gerçekleri kabullenip onlarla yaşamak bence en doğrusu.
Ben de her şeyi kontrol altında tutmayı seven, her duruma hâkim olmaya, her şeye yetişmeye çalışan biriydim. Yani kısacası, hayatın yükünü bir hamal gibi sırtına yüklenmiş bir bireydim. Oysa biz bir şeyleri yük edinmesek de hayat bizi bir noktaya zaten taşıyor. Zaman su gibi akıp gidiyor; hayat her türlü, öyle ya da böyle devam ediyor. Bütün bu kaygılar ve düşünceler, bizi daha fazla yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor.
Dinlen dostum. Sen de dinlen. Çünkü yorulduk. Üzerine aldığın gereksiz yükler, kendini yetersiz hissetmene neden oldu. Ne yaparsan yap, bazı şeylere gücünün yetmediğini fark ettin. Hepsinden de önemlisi ne, biliyor musun? Sen de bir molayı hak ediyorsun.
Çevrene bir baksana... Bir kelebek görüyorsun; ne güzel, değil mi? O zarif kanatlarını çırparak önünden özgürce uzaklara uçuyor. Toprağa bir baksana... Yaz gelmiş, buğdaylar başak vermiş, uzamış ve boynunu bükmüş. Ya da şu evinin hemen karşısındaki ağaca bak. Ne güzel yemyeşil yaprakları var, üzerinde meyveler büyümeye başlamış. İşte insan ancak bir mola verince bunların farkına varabiliyor.
O gördüğün kelebek, kozasını yırtıp çıkmadan önce hayatın akışına kendini teslim etmiş, dinleniyordu. İşte o mis kokulu, bereketli toprak, kış boyunca beyaz örtüsünü üzerine alıp dinlendi. Gördüğümüz o yemyeşil ağaç, yapraklarını döktü diye üzülmedi; meyveleri kurudu diye pes etmedi. Hayatın akışına kendini bıraktı ve dinlendi. Sonuç ne oldu peki? Her zaman daha güzel, daha verimli ve daha güçlü geri döndü.
Hayat yolu ne kadar uzun görünüyor insana... Sanki koşmazsak, bu kadar çabalamazsak hiçbir şeyi yetiştiremeyeceğiz gibi hissettiriyor. Oysa flamingolara bakalım. Saatte ortalama 50 kilometre hızla uçarken önlerinde 2000 kilometre gibi upuzun bir yol var. Tıpkı bizim gibi... Ama onlar bile yol üstünde durup dinlenmeyi ihmal etmiyorlar.
Bizler kendimizle hep bir muhasebe, hep bir iç tartışma içerisindeyiz. Herkesi dinleyen, herkesin derdine koşmaya çalışan bizler için kendi içimizdeki sesi dinlemek ve onu sakinleştirmek, ruhumuza olan en temel borcumuzdur.
Günün herhangi bir anında, herhangi bir yerinde kendinize 15-20 dakika ayırın. Doğayı dinleyin, ruhunuzu dinleyin. Bu dünyanın güzelliklerini gözlerinizle görün. Dünyanın neresinde olursanız olun, bulunduğunuz çevreye durup sakin bir kafayla baktığınızda, aslında en sıradan yerin bile kendine has bir güzelliği olduğunu fark edeceksiniz.
Bir mola vermek sizden hiçbir şey eksiltmez. Aksine, gücünüzü yeniden toplamak ve ruhunuza iyi gelmek için yapmanız gereken bir zorunluluktur. Bunu denediğinizde algılarınızın değiştiğini, daha verimli bir hayat sürdüğünüzü ve en önemlisi içinizde yeni bir güç bulduğunuzu hissedeceksiniz.
Şimdi kendinize bir kahve alıp kendinizi dinlemenizin ve dinlendirmenizin tam zamanı. Şimdiden hepinize iyi dinlenmeler.