Evvel zaman İçinde Kalbur saman içinde, develer tellal iken pireler berber iken eski zamanın birinde Selçuklu hanedanlığının kentinde sıcak bir yaz günün ortasında Selman adında nur topu gibi bir çocuk dünya ya gözlerini açar.
Selman doğduğunda Babası denizci olduğundan yanında değildir. Annesi ile ömürlerinin büyük bir bölümünü evin reisini beklemekle geçer, Selman acı haberi aldığında yedi yaşındadır. Babasını kaybeden Selman artık evin reisi olmuştur. Annesi ile bir müddet daha yaşar anneside hastalanır ve onuda kaybeder sekiz yaşındaki küçük Selman artık büyümüştür çünkü hem yetim hem öksüz kalmıştır. Bir tanıdıkları Selmani yanına alır ve kervancılık yapmaya başlar, Selman o zamandan beri diyar diyar gezecek farklı yerlerde yaşamını sürdürecektir.
Selman artık on sekiz yaşında bir delikanlı olmuştur. Her gittiği yerde önce kendini geçindirecek bir iş bulur biraz para biriktirdikten sonra onun için yolculuk tekrar başlar. Selman kendini bir yere ait hissetmediği için bunu yapmaktadır. Bu yolculuğu ta ki ait hissettiği yerde bitireceğine kendi kendine söz verir.
Selman, iyiden iyiye yaşlanmış olan eşşeği ile yolculuğu Şiraz kentine düşmüştür. burda hekimlerin hekimi pir hekim adında dönemin en iyi şifacısı olduğunu daha önceleri duymuştur. Pir hekimin yanına gelir ve derki;
Selman: derdim vardır hekim beyim
Hekim: buyur bre evlat derdin nedir, söyle Allah’ın izniyle sana şifa bulalım ama önce bir soluklan eline yüzüne bir su tut uzaktan gelmişe benziyorusun
Selman: evet uzaktan geldim yaşlı eşşeğimle diyar diyar gezerim, gittiğim yerde biraz yaşar sonra yeni yerler keşfetmek için tekrar yola koyulurum buraya gelme sebebim hastalık değildir hekim beyim
Hekim: o zaman yanlış yerdesin, ben sadece şifaya vesile olabilirim evlat
Selman: ama derdim sizdedir sizin emrinize girmek sizden ilim almayı dilerim
Hekim: Bre evlat öncelikle derdinin dermanı Allah ‘da dır. İlmi benden değil Allah dan dile ben sana vesile olurum ikincisi
Madem böyle bir şey gönlüne düşmüş, yapman gereken 3 şey var
Selman: Hekim beyim buyrun emredin ney ise o üç istek söyleyin hemen yerine getireyim
Hekim: Kızıl yaprak otu insanların bacalarındaki hastalığa iyi gelir Bir hastam için gerekli bu, Senin birinci görevin ise şiraz dağlarındaki ormanlıkta yetişen bu bitkiyi toplayip bana getirmendir. Ama unutma herşeyden önce asıl sahibine ücreti ödemen gerekecek. Yapabilirmisin?
İlk vazifeyi duyan Selman bu çok kolay zaten ben buraya gelmeden önce de hep seyahat ediyordum bu vazife benim için sorunsuz gerçekleşir diye düşünür. “Ama ilk önce asıl sahibine ücret ödemem gerekir” derken pir hekim ne demek istedi diye aklında da bir soru kalmıştır.
Selman: emriniz olur hekim beyim ikinci görevim nedir?
Hekim: ikinci görevin birinci görevi yaptıktan sonra söylerim sen yola koyul der
Eline bir kese altın kor Selman’ı yollar. Selman mutlu bir şekilde şiraz dağlarına doğru yol aldır.ama bir kese altını kime verecek anlamaz.
Uzun mesafe yol gider ardından her zaman yaptığı gibi eşşeği yaşlı olduğundan iner yola yürüyerek devam eder. Şiraz Dağlarının ormanlarına varır.Bitkiyi arar ama bulamaz , düşünür burda köylüler olmalı belkide bir kese altını bu yüzden verdi pir hekim der köylülere sorayım onlardan alayım der. Köylülerin olduğu bölgeyi bulmaya çalışır. Ormanın derinliklerine iyice girdikten sonra köylülerin evlerini görür.
Bir köylünün evinin kapısı çalarak
Selman: Kimse Yokmudur?
İçeriden soluk bir ses gelir
Köylü Adam: Kim gelmiştir kapıma ?
Selman: Ben Şiraz kentinden Pir Hekimin yanından gelmekteyim, burda Kızıl yaprak otu almaya geldim
Kapı açılır, köylünün elinde bir tutam bitki vardır.
Köylü adam: Buyur yabancı .
Selman elindeki bir kese altını köylüye uzatır
adam alır ve derki
Köylü adam :’ Ben bu parayı aldım ama asıl ücretini sahibine vermeyi unutma’ der ve kapıyı kapatır.
Selman anlam veremez ve şaşırmıştır soru soramadan kapıyı kapatıp içeri girmiştir adam , tekrar kapıyı çalıp asıl sahibi kim? Madem asıl sahibi sen değilsin ver o zaman altınlarımı demek ister ama cesaret edemez , en iyisi ben geri şiraz kentine yol alayım pir hekim’e olanları anlatırım, sonuç da parasını verdim başka kimseye niye ücret vereyim ki diye düşünür yola koyulur .çoğunlukla yürüdüğünden bacakları iyiden iyiye ağrımıştır. Yorgun argın şiraz kentine varmış pir hekimin yanına gelmiştir.
Selman: hekim beyim şiraz dağlarındaki ormanda yaşayan köylülerden ücreti karşılığında kızıl yaprak otunu aldım geldim.
Pir Hekim : peki Asıl sahibine ücretini verdin mi ?
Selman: Hekim beyim köylüye parasını verdim o da sizin dediğinizin aynısını dedi, parayı aldı ve içeriye girdi. Ben bu asıl sahibi kim ? sır erdiremedim
Pir Hekim: imtihanın aslı oydu evlat neyse ikinci vazifeni belirleyelim
Selman: Hekim beyim ilk vazifemde laikiyle yaptım mı peki ?
Diye sorar, hekim bir müddet sessiz kaldıktan sonra Selman ’nın omuzuna elini koyarak derki
Pir hekim: Üçüncü vazifenden sonra anlaşılacak evlat
Selman’nın karışık olan kafası iyice karışır yorgunluğun ve bacağının ağrısıyla iyice kendinden geçer
Pir hekim: bre evlat hazırmısın ikici vazifene, diyerek Selmanı kendine getiririr
Selman: buyrun hekim beyim vazifemi dinlemekteyim
Pir hekim: Evlat sen gezgin bir adamsın bilirsin İsfahan şehrini
Selman gözleri açılırak bilmem mi hekim beyim der Selçuklu hanedanlığının baş şehridir.
Ama ne olaki vazifemle isfahan şehrinin alakası diye sorar pir hekime
Pir hekim: İsfahan şehrinin ilmin ve bilimin yanında kütüpaneler şehri olduğunuda bilirsin o zaman evlat
Selman: evet onuda bilirim hekim beyim
Pir hekim: iyi o vakit sana yine yol gözüktü evlat şimdi İsfahan kentinin büyük kütüphanesine gideceksin Kızıl yaprak otunun neye iyi geldiğini ve ne faydası olduğunu öğrenip geleceksin
Selman yine şaşırır ve der ki
Selman: hekim beyim birinci vazifem bu otu şirazın dağlarından getirmekti siz bana dediniz ki bir hastamın bacak ağrılarına iyi gelir
Bu otun neye iyi geldiğini siz iyi bilirsiniz, benim isfahana gitmem çok gerek olmadığına kanaat getiririm
Pir hekim : Bre evlat ben bilirimde sen bilmezsin eğer gönlüne düşeni yapmak istersen bu vazifeleri yerine getirmek zorundasın yok yapmam dersen diyar diyar gezmene devam et hekimlik her yiğidin harcı değildir der.
Selman’nın yüreğine düşen hekimlik annesinin hastalanıp kimsenin derman olamamasından onu erken yaşta kaybetmesinden geliyordur.
Selman herşeye rağmen pir hekimin sözünü dinlemekten başka çaresi olmadığını düşünür ve derki pir hekim’e
Selman: saygısızlık ettiysem afola hekim beyim verdiğiniz vazifeyi yapacağım
Pir hekim Selmanı yolcu ederken ilk vazifede dediği gibi
Pir hekim: ilim irfanı aldıktan sonra Asıl sahibine ücretini ödemeyi unutma
Ve yollara koyulur yaşlanmış bitap düşmüş eşşeği ile dere tepe düzlükler aşmak için, Kızıl yaprak otunun sahibi o köylüydü peki ilim irfanın sahibi kim diye düşüne düşüne yol boyunca gider.
Dönemin ihtişamlı başkenti isfahan’ a varmıştır selman. İlk işi kütüpaneyi bulmak ardından kalacak bir han aramaktır. Kütüpaneyi bulur oraya yakın bir han bulup yerleşir , ertesin gün erkenden kütüphaneye gelip pir hekimin dediğini yapmaya koyulur.
Bitkileri anlatan kitapları okur ,şifalı otlarla alakalı kitapları okur bütün tıbbı hekimlik ile uzaktan yakından hangi kitap varsa okur arandan günler haftalar ve aylar geçmiştir selman okadar okumasına ragmen kızıl yaprak otunun neye yaradığını bulamamıştır son bir kitap kalmış onuda okuyup geri şiraz a gitmeye karar vermiştir. Son kitap da aradigini bulmuş çocuklar gibi şen olmuştur. Kizil yaprak otunun neye iyi geldigini okudukca şaşkınligi katlanir ve bu bitkinin kendisinde olan agrilari belirtileri tarif ettigini farketmiştir. Kitabi bitirdikten sonra gerekli notlarini alip şiraza yolculuga başlamadan kütüphanedeki sorumlu adamı bulur ona bir kese altın verir.kendince ilmin irfanin bilginin asıl sahibine ücretini ödediğini düşünür.
Şiraz şehrine varir pir hekimi bulur
Selam: Hekim beyim dedigini yaptim kizil yaprak otunun neye iyi geldigini ne işe yaradigini buldum der
Pir hekim: iyi o vakit hastama kizil yaprak otunu verebilirmiyim
diye sorar selman'a .Selman bir kez daha şaşırır
Selman: aman hekim beyim benim haddime degil bunun kararını vermek ikincisi hastanız kimdir onu dahi bilmem?
Pir hekim: bacaklarindan agrisi olan hastam sensin , bu bitki sana iyi gelirmi araştirdin teşhisini yapmişsindir eger uygunsa tedavisini yap şifayı Allah dan bul , bu da senin üçüncü vazifen , ama sakın unutma ücretini asıl sahibine vermeyi ' der.
Selman: Hekimlerin hekim pir hekimim üstadim sen nerden anladin benim bacaklarimdan rahazsiz oldugumu ?
Pir hekim : bre evlat hatirlarmisin ilk geldigin zaman uzakdan geldin bir eline yüzüne su tut ferahla demiştim sende şu kuyunun önünde abdest almiştin o vakit ayaklarini yikarken gördüm damarlarin kararmis şişmiş, eşeginde yaşlanmiş belli ki seni pek taşiyamiyo uzun yollarda yürütüyor anladim o vakit , sordum derdin ney ? Diye sen derdim yoktur ilim irfan ogrenmek isterim senin gibi hekim olmak isterim dedin , hekim olmanin yolu once kendini tedavi etmektir istedim ki kendi kendine şifa bulmaya vesile ol o yüzden kizil yaprak otunu bulmani istedim,ikinci vazifen icin isfaha yolladim ilim irfan ogren istedim bu bitkinin sana zarari olur mu bunu bulman icin gonderdim.
Selman: hekim beyim araştırdım bu bitki benim derdime derman olan şey iznin varsa üçüncü vazifemi yerine getireyim
Pir hekim: evlat Allah ın şafi ismi sana şifa olsun
Selman kızıl yaprak otunu kullanarak kendine ilaç yapar ve kisa surede ayaklarindaki agrilar damarlardaki koyuluklar ve şişlikler geçmiştir. Selmanın aklindaki tek soru asıl sahibine ucreti vermekdir , kendi kendine düşünür bu hastaligimin şifasini bana pir hekim soyledi ozaman bu vazifedeki asıl sahib pir hekim heralde der. Elinde ki kalan altinlari pir hekime goturur
Selman: hekimler hekimi pir hekimin bu hastaligin tedavisi oldu senin sayende asil sahibi sen olursun elimdeki altinlari sana vermek isterim . Böylece üçüncü vazifemide yerine getirir hekimlige adim atmak isterim .
Pir hekim: bre evlat şifa Allah dan biz vesile , gelelim sana sen şifanı aldın Allah dan ama hekim olamadin
Selman şaşırmış bir vaziyette
Selman : nasıl olur hekim beyim ben dediklerinizi harfiyen yaptim vazifelerimi yerine getirdim.
Pir hekim: yaptin evlat ama asıl sahibine ücret ödemedin
Selman: nasıl olur hekim beyim şiraz dağlarina gittim kızıl yaprak otunu köyluden aldim asil sahibine odedim altinları, isfahana gittim ilim irfan aldim asıl sahibine ordaki sorumluya ödedim altinlari , geldim hastaligimin tedavisiymis bu ot onu ogrendim asil sahibine odemek istedim almadin altinlari söyle bana pir hekim benim hatam nerde
Pir hekim: evlat tek hatan asıl sahibi tanimazsin, daglara gittin getirdin otu sandin ki asil sahibi o köylü ama o bir hizmetci asıl sahibi ol der olu verir o bitki köylude toplar sana ulaştirir, isfahana gittin ilim irfan icin, sandinki asil sahibi ordaki sorumlu adam ama ilmin de irfaninda asıl sahibi Allah, o diler ilmide irfanida sana ulaşir, geldin o bitki senin şifandir dedim, sandin ki şifayi ben sana verdim ama hastaligida veren şifayida veren Allah dır. her şey ama herşeyin sahibi Allahdır.
Selman anlamistir pir hekim vazife verirken aslında ders vermistir.
Selman belki hekim olamamistir ama Herşeyin sahibini tanimiştir.
Ardindan yine Selman koyulmuş yollara diyar diyar gezmeye devam etmiştir ömrünü geri kalaninda