"Kendimi yakarak,yolumu aydınlattım."
LARA KANDEMİR Bazen düşünmek iyi gelir insana.“Ben kimim, neden varım, ne için geldim?” gibi sorulara cevap aramak...Asla gerçek cevabı bulunmaz ama yine de bir fikrin olur.Bazen de düşünmemek iyi gelir. Düşünürsün ama asla fikrin olmaz onun hakkında.Olsa bile çıkamazsın içinden, göremezsin gerçekleri, birçok şeyi...Bazen de hayatı akışına bırakmak iyidir. Bu böyledir işte.Ne iyi ne kötü olduğunu bilemezsin.En basitinden bir yemeği seversin, sonra sevmezsin.Bir şey iyidir, sonra kötüleşir.Hayatta her şey böyledir. Duygular, düşünceler, zamanı geldiğinde insanlar bile...Benim hayatım da böyle işte; bazen iyi, bazen kötü.Bazen gerçek, bazen sahte.Belki de yüzümde bir maske vardır da ondan göremiyorumdur. ○○○○○○○○○○○○○○○○□○○○○○○○○○○○○○○○○○○○○○ Lara Kandemir Yine her zamanki gibi erkenden hazırdım.Ve yine her zamanki gibi Ayla daha uyanmamıştı bile.Elimdeki polisiye romanı ahşap sehpaya bırakıp ayağa kalktım.Saat 10.00’da mahkemede olmam gerekiyordu, saatse 09.00’du.Hızlıca merdivenlere yöneldim.Alya’nın ve benim odamızın bulunduğu evimizin ikinci katına çıkıp onun odasına girdim. Alya uyanmış, çapaklı gözleriyle elinde telefon, gerizekâlı sevgilisi Lucas’la mesajlaşıyordu.Lucas’la iki yıldır birliktelerdi ama o embesili hiçbir zaman gözüm tutmamıştı.“Alyose, kalksana geç kaldım! Umurumda olmaz, giderim ha. Sen de artık taksiyle gidersin, ona göre!” dedim isyanla ve şarjda olan telefonumu çantama attım.“Tamam, kalkıyorum my bestie,” dedi yüzündeki hınzır gülümsemeyle. Her zaman böyleydi o. Üzgün olsa bile yüzünden gülümseme eksik olmazdı.Hatta moralim bozuk olduğunda, kendi morali bozuk olsa bile beni mutlu etmeye çalışırdı.Kimsede olmayacak bir hayat enerjisi vardı onda.Seviyordum onu. Hem de çok seviyordum.Aile sevgisini hiç görmemişti.Bebekken annesi ve babası trafik kazasında ölmüştü.Yine de böyle neşeli oluşu ilk başlarda beni çok şaşırtmıştı.Ama bazı salak yönleri de vardı tabii ki.Özellikle Lucas konusunda...Çocuk ne yapsa, manipüle olmuş gibi “tamam aşkım, evet aşkım” diyerek onu onaylıyordu.Bir gün ben de böyle olmaktan korkuyordum.Hatta tek korkum bu diyebilirim.Asla âşık olmamıştım şimdiye kadar.Talibim çok olmuştu ama hep reddeden taraf bendim.Öyle bir isteğim yoktu. Şimdilik. Belki de sonsuza kadar. Koluma saatimi de taktıktan sonra aşağı indim.15 dakika sonra, reels’te gezinirken Ayla da aşağı indi.Sarı, dalgalı saçlarını açık bırakmıştı.Her zamanki gibi çok güzeldi.“Sonunda hanımefendimiz aşağı inmeye tenezzül etmiş,” dedim ve ayaklandım, kapıya yöneldim.“Benim bugün nöbetim var. Gece alma beni, kendi arabamla giderim işe,” dedi ve peşimden geldi.“Neden bunu daha önce söylemedin?” diyerek ona ters bir bakış attım.“Bilirsin beni,” dedi ve kapıyı arkasından çekti.Ben de arabama doğru ilerledim.Kapıyı açıp sürücü koltuğuna oturdum ve bahçeden çıktım. 15 dakika sonra saat 09.30 olmuştu.Duruşmaya 30 dakika kalmıştı.Arabadan indim ve koşar adımlarla mahkeme salonuna ilerledim.Hâlâ vaktim olduğu için dosyayı inceledim.Saat geldiğinde duruşma başladı.“Evet, Sayın Savcı, siz ne düşünüyorsunuz?” diye sordu hâkim. “Ben böyle bir vahşeti yapan kişinin çocuk olmayı bırakın, insan olduğunu bile düşünmüyorum.Ayrıca ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının bu konuyla hiçbir ilgisi olmadığını belirtmek istiyorum.14 yaşındaki E.E.’nin avukatının öne sürdüğü gibi, cinayetten 5 dakika sonra 15 yaşlarındaki A.F. ve arkadaşı G.R. ile çekilmiş fotoğraflarında, yüzlerinde en ufak bir pişmanlık belirtisi göremedim.Bu nedenle A.F.’nin 24 yıl hapis cezası almasını talep ediyorum,” dedim.Hâkim biraz düşündü ve sonucu açıkladı:“Kanıtlar ve görüntüler aracılığıyla, E.E.’nin kafasını keserek ölümüne sebep olan A.F.’nin 24 yıl; ona yardım ederek suçlu duruma düşen G.R.’nin ise 15 yıl hapis cezası almasına karar verilmiştir.”Tokmağını masaya vurarak duruşmayı sonlandırdı. Yüzümde bir tebessümle dışarı çıktım.Kahve almak için büfeye doğru ilerledim.“Yine senin sayende olduğunu söylüyorlar, çimen gözlü,” diyerek yanıma geldi Gabriel.Gülümsedim.“Gerçekler bunlar Gabriel. Adalet bunu gerektirir. Ama evet… belki biraz da benim sayemde,” dedim gülerek.Durdum, yüzümü ona çevirdim.Yesil gözlerime gri gözleriyle uzun uzun baktı.Siyah saçlarını geriye attı.“Sen varsan, her şeyin olabileceğine inanıyorum ben,” dedi kulağıma doğru eğilerek.“Lütfen Gabriel, böyle yapma,” dedim ve ondan uzaklaştım.Arkamdan güldüğünü hissedebiliyordum.Gabriel de benim gibi bir savcıydı.Hatta bazen benden daha iyi olduğunu bile düşünüyordum.Genelde o çabalar, ben kaçarım.Kahvemi aldım ve oturdum.Telefonumu açıp yerel haber sitelerinde gezinmeye başladım.
Ayla Demirel
-Hastanenin acil kısmında bir teyzeyle ilgileniyorken, telefonumdan gelen bildirimle irkildim."Serum bittiğinde beni çağırırsanız sevinirim. WC’nin orada oturuyor olacağım," dedim gülerek.WC’nin önündeki banka oturup telefonumu elime aldım. Telefonun bildirim bölümünde gizli numaradan bir mesaj görünce tıklayarak girdim. Saat 13.30Oda: 234Le Meurice / DOST TAVSİYESİ Mesajda Fransa'nın güzel otellerinden birinin ismi vardı.İyi de biri neden böyle bir mesaj gönderirdi ki bana? Yanlış gönderdi herhalde diyerek iç geçirdim. Çok merak etmiştim. Saat 13.00 olduğu için Sara’nın yanına giderek teyzeye bakmasını söyledim ve arabama ilerledim.Kapıyı açıp sürücü koltuğundaki yerimi aldım. Radyoyu açıp telefonuma bağlandım. Türk şarkılarını diğer şarkılara tercih ederim; bu yüzden telefonum Türk şarkılarıyla doluydu. Rastgele çal düğmesine basıp arabayı sürmeye başladım.İçimde tuhaf bir his vardı. Şarkı çalmaya başladığında: "Seni görenler varmış orada,Ele ele tutuştun mu onla?Cevabını ver, sallama, doğrumu yoksa palavra?" İçimdeki huzursuzluk büyümüştü. Biri neden bana böyle bir mesaj gönderirdi ki? Çok saçma değil mi? "Aldattın mı beni, bunu yaptın mı bana?Bir şey söyle, durma öyle.Sakladın mı benden ihanetin neden?Bir şey söyle, bakma öyle." Gözlerimden istemsizce yaşlar süzülüyordu. Neden böyle oldu bilmiyorum. Ama içimden bir ses, “Çok yakında” diyordu. "Aklımda bin türlü soru, bulamadım bir sorunu.Aldattın mı beni, bunu yaptın mı bana?" Sinirlendim ve radyoyu kapatıp aşağı indim. Otelden içeri girdiğimde hayatımın dönüm noktasını burada yaşayacakmış gibi hissediyordum. Asansöre bindiğimde tanıdık bir koku vardı.Gözlerimden hâlâ istemsizce yaşlar süzülüyordu. Oda 234’ün önüne geldim. Biraz durup anlık cesaretle kilitli olmayan kapıyı açtım.İlerledim,Ve ilerledim.O buradaydı. Ben değildim. Başkasıydı, yanındaki ben değildim. Ben değildim.Güzel gözleri kan toplamıştı. O bana baktı, özür diler gibi. Ben ona baktım, neden der gibi."Alya bekle. Yanlış anladın. Lütfen Alya," diyerek yarı çıplak şekilde peşimden koştu.Arkamı döndüm ve son kez onunla konuştum: "Ben seni sevilmek sandım.Sesini duyunca kendimi tamam sanıyordum. Meğer hep eksikmişim, seninle bile."
Lara Kandemir
Gözlerimi vuran güneş ışıkları yüzünden zorla araladım. Yatakta biraz durup hayatı sorguladım. Sonra bıkkın bir ifadeyle kalkıp dolabıma ilerledim. Bugün Ayla ile dışarı çıkacaktık. Şimdi sevinebilirim. İkimizin de ortak izin günüydü. Güzel giyinmek istiyordum. Giyeceğim kıyafetleri çıkartıp, banyoya ilerledim. Ayla’nın odası kapalıydı. Yine mi hâlâ uyanamadı acaba diye iç geçirerek kapıya ilerledim. Ya da Lucas’la konuşuyordur diye düşünürken kapıyı açtığımda kimsenin odada olmaması şaşırttı. Yatak toplanmış, yatağın üstünde kıyafet olmadığı için şimdiden hazırlanılmış, aşağı inilmiş; ne kadar beklenmedik davranışlar böyle. Yüzümdeki yatan gülüş ile aşağı indim. “Ayla neredesin kız, vallahi alnından öpeceğim.” diye bağırarak etrafta gezdim. Ama Ayla etrafta görünmüyordu. Nöbeti bitmedi mi acaba? Hayır, bugün izin günü diye düşünürken Lucas’ın aramasıyla daha çok şaşırdım. Neden arıyor ki beni? Telefonun şarjı mı bitti Ayla’nın? Ona ulaşamadı mı ya da... Telefonu hızla açtım. Açtığım gibi Lucas’ın tiz ve yüksek ses tonu gelmeye başladı.“Lara, vallahi yanlış anladı. Ben onu çok seviyorum. Onsuz yaşayamam. Lütfen bana bunu yapmasın.” dedi.“Ne istiyorsun gerizekalı, ayrıca saçmalamayı kes, düzgünce anlat!” dedim bağırarak.“O beni otel odasında fenalaşan hastamla görünce çok yanlış anladı. Aldattığımı düşündü, lut-” lafını bitirmesine izin vermeden telefonumu yüzüne kapatıp numarayı engelledim. HAYIR, OLMUŞSA BİTERİZ, OLMAMIŞ OLSUN, ŞAKA OLSUN.BİTER.O BİTERSE BEN DE BİTERİM. Hızlıca arabama ilerledim. Onun arabası yerinde yoktu. Arabaya binip hızlıca bizim için önemli olan o yere gittim. Üzüldüğümüzde oraya giderdik biz. Ama ne zamandır bir kere bile gitmemiştik.Hayır!Gerçek olmasın, bana yapılan bir şaka olsun lütfen.Bir süre sonra geldiğimde hızla aşağıya indim. Tahmin ettiğim gibi oradaydı. Oturuyordu.
BITER. O BITERSE BEN DE BITERIM. Hızlıca arabama ilerledim.Onun arabası yerinde yoktu.Arabaya binip hızlıca bizim için önemli olan o yere gittim.Üzüldüğümüzde oraya giderdik biz.Ama ne zamandır bir kere bile gitmemistik. Hayır! Gerçek olmasın,bana yapılan bir şaka olsun lütfen. Bir süre sonra geldiğimde hızla aşağıya indim.Tahmin ettiğim gibi oradaydı.Oturuyordu.Bitmisti.Ve artık bende bitmiştim.Yanina gittim koşarak. "Ayla lütfen bana bak,bırak olan herseyi."diye onu yatistirmaya çalıştım. Hiç bir şey demedi sadece boş gözlerle bana baktı. "Ayla… Hiçbir şey demeni beklemiyorum. Yemin ederim, sadece susup otursan bile anlarım. Ama şunu bil: Bu olanlar senin suçun değil. Sana ne yaptıysa, nasıl yaptıysa… bu senin eksikliğin değil, onun karaktersizliği. Sen yine aynı Ayla’sın. Gülen, seven, çok seven… belki de fazla seven. Ama artık dur. Onun yaptıkları yüzünden kendi değerini sorgulamana izin verme. Kendini parçalayıp ‘Ben nerede hata yaptım?’ deme. Çünkü sen hata yapmadın. O yaptı. Gözünün içine baka baka yaptı. Ve evet, çok canın yanacak.. Biliyorum. Ama sonra geçecek. İnan bana, geçecek. Ve o zaman fark edeceksin: Aslında sen hiçbir şey kaybetmedin. Kaybeden o. Çünkü seni sevmemeyi, elindekini tutmamayı, bu kadar güzel bir şeyi yüzüstü bırakmayı seçti. Ben buradayım Ayla. Her şeyin yıkıldığı yerde, yanında ilk ben olacağım. Ama ne olur… kendine kıymetini hatırlat. Çünkü bir gün bu gözyaşlarına bile değmediğini fark edeceksin onun.Simdi bana söz ver;Onu burada bıraktık,ve eve gideceğiz. Tamammi?" Hiç bir sey demedi yine. "Söz mü? Cevap ver.Bana öyle bakma ve cevap ver.Sozmu?" Baktı,baktı bir şey demek için dudaklarımı oynattığımda sarıldı.Sadece sarıldı.Bu onun için bir sözdü. "Tamam hadi gidelim evimize." dedi tatlı tatlı.Hemde gülümseyerek.Aglamamak için gülüyordu.Bana verdigi söz için aglamiyordu. "Tamam,hadi kalk." dedim ve ayaklandim.O anda telefonum çalmaya başladı.Gizli numara arıyordu.Telefonu actim ve hic dusunmeden hoperlore vererek "Allah belani versin Lucas,siktir git.Bidaha seni asla görmeyeyim.Yoksa seni gebertirim."dedim ve telefonu tam kapatacakken yabancı ses beni durdurdu. "Bekle!"diyordu yabancı.Bir kadının sesiydi tanıdık ama yabancı bir kadın. "Siz kimsiniz?"dedim yabancıya. "Annen....Lara baban kanser kizim.Buraya gelmeni istiyor....Belkide ölecek son isteği gerçekleşmeden ölecek.Ona son isteğini yaşat kizim.Lutfen."dedi yabancı.Annem ama yabancı.Kanser babam ama kanser yabancı.