تخطٍ إلى المحتوى

Araf

الفصل 4 · قراءة 2 دقيقة

Araf

الفصل 4

Uyanış

Mavi ışık yavaş yavaş kaybolurken kendime gelmeye çalıştım. Ellerime baktığımda her şey normale dönmüş görünüyordu ama yaşadıklarımın gerçek olduğundan artık emindim. Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ve olanları anlamlandırmaya çalışıyordum.

Tam o sırada Lucien beni bulunduğumuz yerden uzaklaştırmaya çalıştı. Işığın ortaya çıkmasıyla başka varlıkların da yerimi hissedebileceğini söyledi. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bir de başka yaratıkların varlığını duymak kafamı daha da karıştırmıştı.

Artık susamazdım.

Hızla ayağa kalkıp üzerimdeki tozları silkeledim. İçimde biriken korku ve öfke sonunda dışarı taşmıştı.

"Gerçekten neler oluyor?" diye bağırdım.

Lucien cevap vermek yerine yürümeye devam etti. Yol boyunca ona soru üstüne soru sordum. Ancak bana sanki küçük bir çocukmuşum gibi davranıyor, kaçamak cevaplar vermekten başka bir şey yapmıyordu. Bu durum sinirlerimi iyice bozuyordu.

Dün geceye kadar sıradan bir hayatım vardı. Şimdi ise rüyamda gördüğüm insanlar gerçeğe dönüşmüş, göğsümden mavi ışık çıkmış ve birileri beni avlıyormuş gibi davranıyordu. Delirmediğimden emin olmak istiyordum ama yaşadıklarım buna izin vermiyordu.

Uzun süre yürüdükten sonra Lucien beni eski bir kiliseye getirdi. Burasının onun saklandığı yer olduğunu söyledi. Kilisenin dışı harabe gibiydi. Duvarları yıpranmış, taşları yer yer dökülmüştü. Ancak içeri girdiğimizde bambaşka bir manzarayla karşılaştım.

Duvarlarda anlamını bilmediğim semboller vardı. Tavanda yıldız şekilleri ve garip işaretler dikkat çekiyordu. Burası terk edilmiş gibi görünse de içinde tuhaf bir enerji hissediliyordu.

Merakla etrafı incelerken duvarda asılı büyük bir tablo gözüme çarptı.

Bir kadının portresiydi.

Önce neden dikkatimi çektiğini anlayamadım. Sonra tabloya biraz daha yaklaşınca nefesim kesildi.

Kadın bana benziyordu.

Hayır...

Bana benzemekten çok daha fazlasıydı.

Ela gözleri, beyaz teni ve yüz hatları neredeyse birebir aynıydı. Beni tanımayan biri tabloya baktığında onun ben olduğumu düşünebilirdi.

Fakat bu mümkün değildi.

Tablo oldukça eski görünüyordu. Boyaları yılların etkisiyle solmuştu ve çerçevesi bile yüzlerce yıllıkmış gibi duruyordu.

O tablo yapıldığında ben henüz doğmamıştım bile.

Şaşkınlık içinde tabloya bakarken Lucien'in yüzündeki ifadenin değiştiğini fark ettim. Her zamanki sakin görünümünün yerini gerginlik almıştı.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra gözlerini bana çevirdi.

"Sandığın kişi değilsin, Arya."

Söylediği sözler içime ağır bir taş gibi oturdu.

Lucien bakışlarını tablodan ayırmadan konuşmaya devam etti. Doğduğum gün bazı şeylerin değiştiğini ve beni yıllardır aradığını söyledi. Ancak yine detay vermiyordu. Tam daha fazla soru sormaya hazırlanıyordum ki kilisenin kapısından gelen sesle irkildim.

Kael içeri girmişti.

Bu kez sakin görünüyordu. Yüzünde saldıracakmış gibi bir ifade yoktu. Ağır adımlarla içeri girerken gözleri doğrudan bana çevrilmişti.

Sonra durdu.

Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme belirdi.

"Yalan söylüyor."

Bu sözlerin ardından Lucien'in yüzü bir anda buz gibi kesildi.

Kilisenin içindeki hava yeniden ağırlaşmıştı.

Kael ise gözlerini benden bir an olsun ayırmıyordu.

"Sana gerçeği anlatmıyor, küçük yıldız."

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.