تخطٍ إلى المحتوى

505

الفصل 3 · قراءة 4 دقيقة

505

الفصل 3

Kaçamak Bakışlar

Yeni bir gün doğmuştu. Üniversitenin kocaman kampüsünde dolanırken, etrafımdaki her şey sanki biraz daha tanıdık gelmeye başlamıştı. Ancak içimdeki heyecan yerini belli belirsiz bir huzursuzluğa bırakmıştı. Bu büyük dünyanın içine adım atmıştım ama bu dünyanın içinde ne olduğunu, nelerle karşılaşacağımı hâlâ bilmiyordum.

İnci ve Dora ile birlikte yürürken, düşüncelerim sürekli olarak dün yaşadığım o garip karşılaşmaya dönüyordu. O siyah paltolu genç adam, Karan... Gözümün önünden gitmiyordu. Her an onunla tekrar karşılaşacakmışım gibi bir his vardı içimde. Ama bu his rahatsız edici olduğu kadar merak uyandırıcıydı da.

“Dersler bugün biraz daha yoğun olacak galiba,” dedi Dora, sabahın erken saatlerinde kampüse vardığımızda. Elindeki programı inceledikten sonra bana döndü. “Felsefe dersimiz ilk sırada.”

İnci de hemen ekledi, “Bu hocayı daha önce duymuştum, biraz disiplinli ama çok iyi ders anlatıyormuş. Ne dersin, Erçil?”

“Güzel olur,” dedim, ama aslında aklım başka bir yerdeydi. Dün gördüğüm o siyah paltolu genç adamı tekrar görme ihtimali aklımı meşgul ediyordu.

Ders binasına doğru ilerlerken, etrafı daha dikkatli incelemeye başladım. Gölgeler arasından birden belirecekmiş gibi hissediyordum onu. Yine de kendime bu düşünceyi fazla belli etmemeye çalışıyordum. Kendimi buna kaptırmamayı deniyordum, ama Karan’a dair bir his, adeta beynime kazınmış gibiydi.

Sınıfa girdiğimizde, kendime arka sıralarda bir yer buldum. İnci ve Dora’nın yanına oturdum, ama gözlerim sürekli sınıfın girişine kayıyordu. Her an o paltolu genç adamı göreceğim diye düşünüyordum. Sonunda, dersin başlamasına birkaç dakika kala, Karan sınıfa girdi. Onu görünce içimde bir kıpırtı hissettim. Her zamanki gibi, yüzünde ifadesiz bir maske vardı, ama bu bile ona olan ilgimi artırıyordu. Kendime engel olamadan ona bakmaya başladım.

Karan, sınıfın diğer ucunda bir yere oturdu. Not almaya başladı, ama ben onun dersle ne kadar ilgilendiğini merak ediyordum. Daha önce hiçbir insanın varlığı bana bu kadar çekici ve aynı zamanda ürkütücü gelmemişti. Ona olan bu ilgimi anlamlandırmakta zorlanıyordum. Bu yüzden gözlerimi başka bir yöne çevirmeye çalıştım ama olmadı.

Ders boyunca aklım sürekli ona kayıyordu. Onun hakkında ne öğrenmek istiyordum? Ona neden bu kadar takılmıştım? Bu sorular kafamda dolanıp dururken, hoca tahtada bir şeyler anlatıyor ama ben neredeyse hiçbir şey anlamıyordum. Gözüm sürekli Karan’daydı, ve her an onun da bana bakıp bakmadığını kontrol ediyordum.

Dersin sonlarına doğru, İnci’nin sesini duyunca irkildim. “Erçil, iyi misin? Çok sessizsin bugün.”

“Evet, iyiyim,” dedim ve hafifçe gülümsedim. “Sanırım sadece biraz yorgunum.”

Ders bittiğinde, sınıf yavaş yavaş boşalmaya başladı. Karan, yerinden kalkarken ona son bir kez daha baktım. Gözlerimiz yine bir anlığına kesişti. Bu anın etkisiyle kalbim hızla çarpmaya başladı. Hızla sınıftan çıkıp bahçeye yöneldim, temiz hava almak bana iyi gelirdi.

Üniversitenin geniş bahçesi, ders aralarında öğrencilerin soluklanmak için toplandığı bir yerdi. Biz de çardağa oturduk, etrafımızda konuşmalar ve gülüşmeler yankılanıyordu. İnci ve Dora, derslerin nasıl geçtiği hakkında konuşmaya başladılar, ama ben onların söylediklerine pek kulak asmıyordum. Gözlerim tekrar Karan’ı arıyordu.

Bir süre sonra, çardaklardan birinin köşesinde onu gördüm. Elinde bir kitap vardı ve dikkatlice okuyordu. Ama yüzündeki ifade, kitabın ona gerçekten ilginç gelip gelmediğini sorgulamama neden oldu. Sanki kitabı sadece bir dikkat dağıtıcı olarak tutuyormuş gibiydi. Bakışlarımı ondan çekemedim. Karan’ın hareketlerinde bir şeyler vardı, ama ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Bu sırada, Karan’ın bana doğru bakmasıyla aniden donakaldım. Kalbim yine hızla çarpmaya başladı. Gözlerimizi tekrar kilitlemiştik, ama bu sefer daha uzun sürdü. Bu bakışmanın içinde, sözsüz bir anlaşma vardı sanki. Ne olduğunu bilemesem de, ikimiz de bu anın ağırlığını hissediyorduk. Birbirimize söyleyemediğimiz bir şeyler vardı, ama bu sadece bir başlangıçtı.

İnci ve Dora, yeni tanıştıkları birkaç öğrenciyle sohbet ederken, ben Karan’a odaklanmıştım. Çevremdeki her şey silikleşiyordu, tek duyduğum kalp atışlarımdı. Onun gözlerindeki karanlık, beni içine çekiyordu. Bu çekimin sebebi neydi? Neden onunla ilgili bu kadar yoğun duygular hissediyordum? Bu sorulara cevap bulamıyordum ama kendimi onun hakkında daha fazla düşünürken buluyordum.

Zaman ilerledikçe, Karan’ın yerinden kalkıp yürüdüğünü fark ettim. Bu sefer, gözlerini benden hiç ayırmadan bana doğru yaklaştı. İçimdeki merak, endişeye dönüşmeye başlamıştı. Ama bir yandan da onunla konuşmak, onun hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordum.

Sonunda yanımıza geldi ve durdu. Gözlerim onun gözlerinden kaçtı, ama sonra tekrar ona baktım. Birkaç saniye boyunca sessizce birbirimize baktık, sanki bu anı sonsuza kadar uzatmak ister gibi. Sonra, Karan dudaklarını hafifçe araladı ve alçak bir sesle konuştu.

“Merhaba,” dedi, sanki sözcükleri tartarak seçiyormuş gibi. Sesi derindi, ama içinde bir sıcaklık da vardı.

“Merhaba,” dedim, sesimin titrememesi için çaba göstererek. Ama yine de sesimden ne kadar heyecanlandığımı belli etmemek zordu.

Bir süre daha konuşmadan durduk. İnci ve Dora, onun burada olmasına şaşırmış gibiydi ama bunu belli etmediler. Karan, birkaç saniye daha bekledi, sonra hafifçe gülümsedi ve tekrar yürümeye başladı. Onun arkasından bakarken, içimde bir karmaşa hissettim.

Neden bu kadar ilgimi çekiyordu? Bu sorunun cevabını bulmak için can atıyordum. Ve aynı zamanda, bu gizemi çözmekten korkuyordum da. Karan’ın arkasından bakarken, onu bir daha ne zaman göreceğimi düşündüm. Onun varlığı, düşüncelerimde yer edinmeye başlamıştı bile.

Sonunda, İnci ve Dora ile birlikte kalkıp kampüsten ayrıldık. Ama içimde, Karan’la ilgili düşünceler büyümeye devam ediyordu. Bu üniversitedeki günlerim, belki de onunla ilgili bir sırla dolu olacaktı. Ve bu sır, bana hem korku hem de heyecan veriyordu...

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.