Deniz, bir sonraki günün akşamüstü, şehrin en eski ve sakin sahaflarından birine sığındı. Gitmeden önce yanına alacağı birkaç Türkçe roman seçmek istiyordu. Rafların arasında gezinirken, burnuna sinen o eski kağıt kokusu onu sakinleştiriyordu. Tam felsefe raflarının olduğu kuytu köşeye geçtiğinde, bir elin üst raftaki bir kitabı çekip aldığını gördü.
Kitabın arkasından tanıdık bir çift göz belirdi. Umut’tu bu. Arkasındaki pencereden süzülen altın sarısı gün batımı ışığı, Umut’un saçlarını ve yüzünü öyle bir aydınlatmıştı ki, Deniz bir an nefes almayı unuttu. O an her şey yavaşladı; sahafın içindeki toz taneleri bile havada asılı kaldı.
Umut, elindeki kitabı Deniz’e doğru uzatırken muzipçe gülümsedi. "Bu sefer sonunu okumaktan korkmayacağın bir kitap buldum sanırım," dedi.
Deniz şaşkınlıkla elini kalbine götürdü. "Sen... Burası çok ufak bir sahaf, senin burada ne işin var?"
"Kaderin işini kolaylaştırmayı severim," dedi Umut, ses tonunu biraz daha ciddileştirerek. "Telefonunu arayabilirdim. Ama sesini duymak yetmeyecekti, gözlerini görmem gerekiyordu. İki gündür bu şehirde gidebileceğin, ruhuna benzeyen her yere baktım. Ve nihayet buradasın."
Deniz’in içindeki mantık duvarları sarsılmaya başladı. "Umut, sana gitmek zorunda olduğumu söylemiştim. Neden bunu kendine, bize yapıyorsun?"
Umut bir adım yaklaştı. İki rafın arasında, o daracık ve loş koridorda aralarındaki mesafe yine yok oldu. "Deniz," dedi yumuşak bir sesle. "Önümüzde koskoca otuz gün var. Bu zamanı, 'nasılsa bitecek' diye birbirimizden kaçarak harcayabiliriz. Ya da bu otuz günü, hayatımızın en güzel otuz yılına dönüştürebiliriz. Ben sonunu bildiğim bir hikayeyi bile seninle yürümeye razıyım. Sen hazır mısın?"
Deniz, adamın gözlerindeki o korkusuz aşka baktı. Gitmenin acısı şimdiden göğsüne oturmuştu ama bu adamı yaşamadan gitmek, hayata karşı işlenecek en büyük günah gibiydi.
Yavaşça başını salladı. "Hazırım," dedi.
Ve sahafın o loş köşesinde, zamanı durdurmak ister gibi, ilk kez birbirlerinin ellerini sıkıca tuttular. Artık geriye sayım resmen başlamıştı.