تخطٍ إلى المحتوى

≈♪𝐔𝐧𝐝𝐞𝐫 𝐭𝐡𝐞 𝐑𝐚𝐢𝐧♪≈

الفصل 3 · قراءة 5 دقيقة

≈♪𝐔𝐧𝐝𝐞𝐫 𝐭𝐡𝐞 𝐑𝐚𝐢𝐧♪≈

الفصل 3

Son Günüm Bile Berbat

♪♪♪

Okula ulaştık. İkimizde perişan haldeydik. Sıraya o kadar sert oturdum ki tüm sınıf bana baktı. Kısık bir sesle Nisa'ya söyledim:

Umay: Benim müdüre gidip durumu anlatmam lazım. Babam okul çıkışında gelip kaydımı sildirecek.

Nisa: Bence sınıf rehber öğretmenine de söyle...

Umay: Haklısın... Ben gidiyorum, sen de gelmek ister misin?

Nisa: Yorgunum, gelmeyeceğim.

Umay: Peki.

Müdürün odasına vardım. Normalde kapıyı korkarak tıklatırdım ama şimdi içimde hiçbir endişe yoktu. Kapıya 3 kez vurdum ve müdürümüzün o sert, kaba saba sesini işittim.

Müdür: Bir rahat bırakmadınız... Gir!

Boynum bükük bir şekilde içeri girdim. Kafamı biraz kaldırıp konuştum.

Umay: Hocam benim sizle konuşmak istediğim bir konu vardı da.

Müdür: Anlat. Yine ne oldu, hocalardan tekrar mı dayak yedin? Eğer şikayetin buysa benle değil, rehberlik öğretmeniyle konuş.

Umay: Hayır hocam. Şikayet için gelmedim. Ailem yurtdışına taşınmaya karar vermiş. Babam okul çıkışında gelip kaydımı sildirecek, haberiniz olsun dedim.

Müdür: Allah Allah, dertleri neymiş de gidiyorlar? Hangi ülkeye?

Umay: Babam Kore'de daha iyi bir meslek bulmuş, oraya gideceğiz.

Müdür: Peki kızım. Söylediğin iyi oldu.

Umay: Müsadenizle çıkıyorum hocam.

Müdür: Çıkabilirsin.

Çıktım. Hiç bu kadar hızlı olacağını düşünmemiştim. Kolayca söyledim. Sıra sınıf rehber öğretmenine gelmişti. Onu bulmak için öğretmenler odasına baktım. Oradaydı. Kapıdan seslendim:

Umay: Nilüfer Hocam!

Nilüfer: Efendim Umay? Gel.

Odaya girdim.

Umay: Hocam, size söylemem gereken birşey var.

Nilüfer: Söyleyebilirsin.

Nilüfer hocanın anlayışlı ve kibar bir kadın olması benim için büyük bir şanstı.

Umay: Ailem daha iyi bir meslek bulmak için Güney Kore'ye taşınmaya karar vermiş. Bu gün okuldaki son günüm. Babam çıkışta kaydımı sildirecek...

Nilüfer hocanın yüzü asıldı. Tam o anda zil çaldı ama gitmedim.

Nilüfer: Senin gibi başarılı bir öğrencinin gitmesi bizi olumsuz etkileyecek ancak o ülkenin eğitim sistemi daha iyi. Eminim ki orada da başarılı olursun.

İkimizde gülümsedik.

Nilüfer: Hadi sınıfına git bakalım. Zil çaldı.

Sınıfım iki kat yukarıdaydı. Utku hocanın dersi olduğunu unutup merdivenleri ağır ağır çıktım. Utku hoca beni, bende Utku hocayı sevmiyordum. Onun sevdiği tek öğrenci Nisa'ydı.

Ancak en üst kata çıkınca Utku hocayı hatırladım. Dudağımı ısırıp korkarak kapıyı çaldım ve girdim.

Utku: Ooo, hoş geldiniz Umay Hanım!? Gözümüz yollarda kaldı!

Umay: Nilüfer hocanın yanındaydım da, geç kaldığım için özür dilerim.

Utku: Nilüfer hocanın yanına teneffüste de gidebilirsin, özür dileyince ne anlamı oluyor?

Sinir oldum ve sesimi yükselttim.

Umay: Hocam, özel ve acil bir konu olduğu için tenefüsü bekleyemezdim. Özür dilerim diyorum, neden kızıyorsunuz?

Hoca sinirlenip masaya serçe vurarak ayağa kalktı. O an irkildim. Ve hiç beklemediğim bir şey yaptı. Benim saçımdan tutup sürükleyerek tahtaya çıkardı. Sonra kendimi yerde buldum. Yediğim güçlü tokatın etkisiyle kulağım çınlıyor, hocanın ettiği hakaretleri bulanık duyuyordum. Çığlık atmaya çalıştığım sırada elimle dudağıma dokundum ve kan geldi. Dudağım tokattan dolayı patlamıştı. Hoca tekrar saçımdan tuttu ve tam yeni bir tokat atmak için açıldığı sırada birisi elini tuttu. Evet, o kişi Nisa'ydı.

Nisa: Hocam, hocam lütfen! Bana vurun ama ona vurmayın! Zaten okuldaki son günü!

Hoca o anda saçımı bıraktı ve yere yığıldım. Hiçbir şey göremiyordum. Sadece dinliyordum.

Utku: (iç çekerek) Haklısın. Gözüm döndü bir an... Hadi onu revire götür. Ama benim yaptığımı söyleme, merdivenden düştü de.

Nisa: Peki, peki hocam.

Nisa beni yerden kaldırıp kolumu omuzuma attı. Ne ara sınıftan çıktık bilmiyorum. Kendime geldiğimde revirin önündeki koltuktaydık. Artık etrafı görebiliyordum.

Umay: N-nisa?

Nisa: Hah, kendine biraz geldin. Şimdi revire gidelim.

Hafifçe kalktım. Nisa koluma girdi ve revire girdik. Revirdeki gacır gıcır sesler çıkaran sedyeye uzandım.

Hemşire: Ne oldu bu kıza?

Nisa: Merdivenden inerken tökezledi. Kafasını çarpmış.

Hemşire: Bu kız merdivenden düşmeyle bu hale gelmez. Sadece kaşı ve dudağı patlamış ama baygınlık geçiriyor. Doğruyu söyle, kavga mı etti?

Kaşımın patladığını o an fark ettim.Yediğim bir tokat bu kadar yaraya nasıl sebep olmuştu?

Nisa: Gerçekten merdivenden düştü. Onu kan tutuyor.

Bu yalan değildi. Beni gerçekten küçüklüğümden beri felâket kan tutar. Kan görürsem yere yığılırım. Bunun için yıllarca psikoloğa gittim.

Hemşire: Doğru mu, kan tutar mı seni?

Umay: Evet, gerçekten kan tutuyor. İsterseniz sağlık raporumu getirebilirim.

Hemşire: Peki o zaman. Yaralara pansuman yapayım. İstersen eve git ama durumun iyi. Derslerden geri kalmasan iyi olur.

Umay: Eve gitmeme gerek yok. İyi hissediyorum.

Hemşire: Tamam, gözlerini kapat ki tekrar kan görme. Pansuman yapacağım.

≈

İşimiz bitince revireden çıktık. Zaten çok kısa sürdü, 5 dakika falan. Dolayısıyla ders bitiş zili de çalmamıştı.

Nisa: Bence sınıfa gitmek yerine zili bekleyelim. 2. ders Utku hocanın dersi değil. Seni şimdi görürse kızar.

Umay: Doğru, gitmeyelim. Ama sana birşey soracağım.

Nisa: Sor kanka.

Umay: Ben sadece bir tokat yedim, nasıl kaşım patladı?

Nisa: Ohooo, kanka? Sen hatırlamıyor musun? Utku hoca tokattan sonra kafanı tahtaya vurdu. Tahta kan içinde kaldı. O zaman kaşın patlamıştır.

Umay: Cidden öyle birşey hatırlamıyorum... Nasıl dövdüyse, orospu çocuğu...

Zilin çalmasıyla yukarı çıktık. Sınıfa girince cidden tahtada kan gördüm ancak hemen gözümü ayırdım çünkü yine bayılmak istemezdim. Herkes başıma toplandı. İrem -yani sınıfın zorbası- da gelince göz devirdim.

İrem : Utku hocanın ağzına sıçması nasıl bir duygu Umaycık? (Kahkaha atar)

Yan gözle baktım ve konuştum:

Umay: Mal mısın kızım sen?

İrem: Normalde olsa bu sözün için seni çıkışta döverim ama hem çok dayak yedin hemde okuldaki son gününmüş.

Senem: Cidden Umay, Nisa hocaya okuldaki son günün olduğunu söyledi. Okuldan mı gidiyorsun?

Umay: Yok ya, hoca sakinleşsin diye dedi. Gerçek değil yani.

Nisa ile göz göze geldik. Olabildiğince geç öğrensinler istiyordum. İrem'e baktım ve şunları söyledim.

Umay: Sende beni istediğin kadar çıkışa çağırabilirsin İrem, inan senden korkmuyorum.

Bunları lafın gelişi söylememiştim. Gerçekten hiç dövüş sporları hakkında eğitim almamama rağmen birilerini hastanelik edebiliyordum. İstesem hocanın bana vurmasına engel olabilirdim ama bu çok büyük bir "saygısızlık" olurdu. Ve benim hakkımda tutanak tutarlardı...

≈

Son dersten çıktım. Ağlıyordum. Çünkü derste Nilüfer hoca gideceğimi açıkladı ve herkesle tek tek vedalaştım. Aslında 4 ayda bir ziyarete gelecektim ama yine de üzüldüm. Öbür kişiler önemli değildi, ancak Nisa'yı son kez görmek acı veriyordu. Okuldan çıktım ve babamı buldum.

Selçuk: Kızım, ne oldu? Kaşın ve dudağın niye patladı?

Umay: Merdivenden düştüm baba. Çok büyük yaralar değil zaten.

Selçuk: Geçmiş olsun. Bi dahakine dikkat et ama.

Müdürün odasına gittik.

Müdür: Zaten kızınız sabah bana söylemişti. Dersleri iyi olduğu için gitmesi okulumuzu olumsuz etkileyecek ancak sizin kararınız daha önemli.

Boş boş konuşuyordu. Sıkıldım.

Umay: Hocam, ben biraz kötü hissediyorum. Eğer bana ihtiyacınız yoksa bahçeye çıkıp hava alabilir miyim?

Müdür: Olur Umay. Sadece okulu numaranı söyle yeter.

Umay: 456, hocam.

Bahçeye gidip babamı beklemeye başladım. Biraz sonra geldi.

Selçuk: Kaydını sildirdim kızım. Bugün tüm eşyalarını toparla. Yarın saat öğlen 3'te uçakla gideceğiz.

Bu cümleyi duyunca ağlamak istedim ancak kendimi tuttum. Gözlerim doldu. Utku hocanın yaptığını bile söyleyemezdim.Bana çok büyük haksızlıktı...

نهاية الفصل

1 تعليق

  • Tüm okul müdürlerinin özelliği boş boş konuşması