Her zamanki sıradan bir gündü..sabah çoktan olmuştu saat kaç olduğunu bile bilmiyordum, sadece evde yankılanan küçük minik ayak sesleri kulağıma geliyordu..Kapım çaldığında gözlerim yarım yamalak açılmıştı. Kapı zar zor açılırken, hızlıca koşarak üstüme atlayan kardeşim yavaşça örtümü yüzümden çekerek iki elini yanaklarıma koyarak beni kendine çevirdi.
"Abla uyan! Okulumun ilk günü sen bırakıcaktın beni!"
Homurdanarak ona baktığımda yüzündeki gülümsemeye odaklandım. O sıra bütün endişelerim gittiğinde,kahkaha atarak onu kendime çekip doğruldum ve sarıldım.
"Tamam! Uyandım birtanem, hadi sen üstünü giy ve çantanı hazırla bende sana kahvaltı hazırlayım."
Kardeşim ikinci sınıfa daha yeni başlamıştı, diğer çocuklar yerine o okula gitmeye daha heyecanlıydı.
"Ben her şeyimi hazırladım! Biliyor musun? Annem geldi eve..özür dilerim,onu içeriye aldım..ama bana bişey yapmadı. Beni hazırladı, kahvaltı hazırladı gitti."
Kaşlarım çatıldığında azrayı yavaşça üstümden kaldırıp yana doğru koydum ve ayağa kalktım.
"Sen o kadını eve mi aldın azra? Bana haber vermeden Kapı çaldığında ilk bana haber vericeksin demedim mi?"
Anne ve babamız ayrıydı, bir süre babamda kalmıştık. Babam bir kadınla evlendiğinde,kardeşimi alıp başka bir eve taşınmıştım. Bütün maddi ve manevi şeylerini ben karşılıyordum,onlardan para bile istememiştim. Bana göstermedikleri sevgi ve şefkati ben Azraya gösteriyordum. Azra kolunu iki yana bağlayıp yüzünü buruşturduğunda gözlerimi devirip kafamı salladım ve onu yataktan kaldırıp kucağıma aldım.
"Tamam..bişey demedim,ama bir dahakine bana söyle olur mu prensesim?"
Azra sevinçle kafasını sallayıp iki küçük eliyle boynumu sardığında gözlerimi kıstım ve yanağından öptüm. Onu yemek masasına götürüp kahvaltısını yapmasını söylediğimde hiçbirşey demeyerek kahvaltısını yapmaya başladı. Bende tekrar odama gidip üstüme bir şeyler giydim, saçımı ve makyajımı yaptıktan sonra Azranın sesini duydum
"Abla! Hadi,sen kahvaltı yapmıcak mısın?"
Derin bir iç çektim, o kadının elinden tek bişey yememek için yıllardır çalışmıştım. Şimdi mi yicektim? Yavaşça kardeşimin yanına gittim ve önündeki tabağı ve sütünü bitirdiğini görünce gülümsedim. Yavaşça onun sandelyesini biraz çekip saçına at kuyruğu yapmaya başladım.
"Yok güzelim, ben aç değilim..hem bak hazırlandım, şimdi çıkarız."
Azra kafasını sallayıp ayaklarını oynatırken yavaşça bana döndü.
"Abla..sen beni hiç bırakmıcaksın değil mi? Her zaman yanımda olucaksın?"
Sorusuyla kaşlarım çatılırken,içimde bir ürperti gezdi..sanki bir gün..onu bırakıcakmış gibi.. bu olamazdı,hayatımdaki tek değer verdiğim kişi azraydı.
"Nerden geliyor böyle sorular senin aklına?"
Azra omzunu silkip önüne dönerken saçını bitirip en sevdiği tokalarla bağlamıştım.
"Bilmem..annem ve babam beni bıraktı,sende bırakır mısın?"Cevap vermemiştim.."Onlarda beni sevdiğini söylüyordu..ama hiç insan sevdiğini bırakır mı?"
Yutkunmakta zorluk çekerken dudaklarımı ısırdım. Sandelyesini kendime çevirdim, aşağıya eğilip iki elimi dizlerine koydum. Gözleri beni bulurken gülümsedim.
"Bazı durumlarda..insan sevdiğini bırakabilir Azra..ama ben seni hiç bir zaman bırakmıcam. Söz veriyorum.."
"Abla sözü mü?"
Kafamı sallayarak anlından öptüğümde gülmeye başladı.
"Abla sözü birtanem."
Yavaşça onu kaldırıp arkamdan gelmesini söylediğimde çantasını elime aldım,kendi çantamı ve telefonumu aldığımda ayakkabısını giydirdim. Evden çıktığımızda arabaya binerek Azranın okuluna doğru sürdüm, 15 dakika sonra orda olduğumuzda yol kenarına arabayı park ettim ve ona döndüm.
"O beslenme çantana koyduğum yemek biticek, öğretmenlerinde numaram var bir şey olduğunda ararsın tamam mı?"
Yavaşça emniyet kemerini çıkartıp bana doğru ayağa kalkıp yanağımı öptüğünde gülümsedim. Çantasını sırtına takıyordu.
"Tamam,tamam! Her şeyi yapıcam!"
Yanağından makas alırken kapıyı açtığında aralıklı kalmıştı. Bişey diceğini hissettim.. Arabadan inip bana el salladığında bende ona el salladım. Okula girdiğinden emin olduktan sonra arabayı çalıştırarak, kendi iş yerime sürdüm. Saate baktığımda çok zamanım kalmamıştı.
Yarım saat sonra iş yerine vardığımda aracımı park edip,arabadan indim. Mimarlık şirketine doğru yürüdüğümde herkes birşeyler konuşuyordu. Dalgınlardı,umursamayarak ofisime geçtiğimde derin bir çektim.. Asistanım yanıma geldiğinde ona baktım ve gülümsemdim.
"Aşkın hanım, bişey ister misiniz?"
Kafamı iki yana salladığımda duruşumu dikleştitdim.
"Şuanlık gerek yok, fakat..neden herkes fısır fısır birşeyler konuşuyor? Bir bilgin var mı?"
Asistanımın gözleri açılırken kaşlarım çatıldı.
"Siz bilmiyor muydunuz? Ben Yönetici ortaksınız diye..bilginiz vardır sandım."
Gözlerimi devirirken yine Mertin ne karıştırdığını merak ediyordum, o kurucu ortaktı..yani şirketin sahibi,bende onun ortağıydım. Her şeyden neden en son benim haberim oluyor?
"Sevda,ağzında lafı geveleme ne olduğunu söyle."
Asistanım kafasını sallayarak konuşmaya başladı.
"Bugün ani bir toplantı kararı verilmişti, Mert beyin tarafından, o toplantı.. şey içinmiş."
"Ne içinmiş söylesene kızım! İki saatir ne söylemeye çalışıyorsun?"
Çekindiği belliydi derin nefes alıp yanına doğru yürüdüm ve önünde durdum.
"Aşkın hanım, Mert beyin yerine başka birisi gelicekmiş..her şeyi ona devredicekmiş Mert bey."
Kaşlarım çatılırken donup kalmıştım,yutkunarak gözlerimi kıstığımda Asistanımı arkamda bırakarak ofisimden çıktım, ve Mertin odasına doğru yürüdüm. Mertle ben çocukluk arkadaşıydım, her şeyi beraber yapmıştık, her kararı birlikte vermiştik. Bugünlere zar zor gelip..şimdi pes edemezdi. Mertin odasına geldiğimde asistanı ayağa kalkıp bana engel olmaya çalıştığında kaşlarımı çatıp ona baktım. Gözlerimdeki öfkeyi gördüğünde, tekrar yerine oturdu ve bende içeriye girip kapıyı sertçe kapattım Mert şaşırarak ayağa kalktığında masasına doğru yürüdüm.
"İstersen kapıyı camıyı sök, içindeki öfke öyle çıksın Aşkın! Napıyorsun sen?"
İki elimide belime doğru koyarak onun önünde durduğumda oda yavaşça ayaklanmıştı.
"Gerçekten mi? Asıl sen napıyorsun! Nasıl bu şirkette en son herşeyden benim haberim oluyor! Ben buranın yönetici ortağı değil miyim mert?"
Mert yutkunarak yanıma geldiğinde elini omzuma koymuştu, omzumu silkeledim.
"Tabi ki hayır! Aşkın..bak biliyorum herşeyi beraber atlattık..ama bu son 2 yıldır neyin içine düştüğümü bile bilmiyorsun. Kimse bilmiyor.. Sende beni anla..sen hâlâ buranın ortağı-"
Sırtımı ona döndüğümde derin nefes aldım,ve oda sessiz kalmıştı. Dudaklarımı bastırarak gözlerimi kıstım. Neyin içine düşmüş olabilirdi ki? Yada ben hafife alıyordum..
"Neyin içine düştün? Bu kadar gizli saklı konuşmazsın sen."
Ona doğru döndüğümde geriye çekilmişti ve masasına döndü.
"10 dakika sonra toplantıda görüşürüz."
Gözlerim açılırken Mertin hiç böyle bir tepki verdiğini görmemiştim daha önce. arkamı dönüp çıktığımda herkes toplantı odasına geçiyordu.. Ağır adımlarla toplantı odasına yürüdüğüm,karşıya geçtim ve oturdum.. Karşımda yıllardır oturan mert yerine başka bir kadın yada adam oturucaktı. Derin bir iç çektim..herkesin huzursuz olduğu belliydi.
En son Mert geldiğinde yavaşça herkes ona döndü ve ayağa kalktı bende ayağa kalktığımda mert oturmamızı istedi herkes yerine oturduğunda kimsenin ağzından bişey çıkmamıştı, herkes şokta ve üzgündü..Mert çok iyi bir patrondu onlar için, işlerimizde çok güzeldi..Bütün İstanbul bizim işlerimiz hakkında konuşurken bu durumu onlarda anlamamıştı. Mert hepimize bakıp gülümsedi ve konuşmaya en sonunda başladı.
"Herkesin haberi vardır eminim ki, sakın üzülmeyin ve korkmayın, hayatta bazen istemediğimiz şeyler olabilir. Bende bunu istemiyorum fakat..sizin geleceğiniz için, burda ki çalışan arkadaşlarımızın geleceği için..bu kararı aldım."
Kimse sözünü kesip bişey dememişti, bu konuşmayı yaparken onunda istemediği belliydi. Yavaşça elini kendi sandelyesine koydu ama oturmadı.
"Bundan sonra ben bu sandelyede oturmicam, Emirhan Yılmaz oturucak, çok güzel zamanlarımız oldu, biliyorum..çok güzel işler başardık. Ama her güzel şeyin bir sonu vardır.. merak etmeyin, Emirhan beyde çok başarılı bir iş insanı."
Bir mimar olmadığı belliydi yutkunarak gözlerimi kaçırdığımda ayak sesleri duyuldu, içeriye biri girmişti..kafam o yöne doğru kalkarken gözlerim adamın yüzünde gezdi herkese tek tek bakıyordu,en sonunda bana baktığında alaycı bir bakış atıp gözlerini benden çekti. Merte dönerken bakışları, mertin tedirgin olduğu belliydi yavaşça yanına yaklaştı mertin.
"Herkese merhabalar, eminim ki..Mert bey gerekli konuşmayı yapmıştır, biraz onu kendi başına bırakalım. Odamdaki eski eşyalarını temizlesin."
Mert hiç bişey demeden ofisten çıkarken Emirhan denilen adama baktım,kimsenin ondan hoşlanmadığı belliydi oda bunun farkındaydı. Mertin yerine oturduğunda kanım çekilmişti.
"Mert beyi sevdiğinizi biliyorum, fakat artık bu şirketin sahibi benim,bana hizmet ediceksiniz. Her ufak detaydan benim haberim olucak. Yaptığınız işler başaralı evet ama daha iyisini yapıcaksınız."
Kaşlarım çatılırken insanların rahatsız ve sinir olduğu belliydi derin bir nefes alarak dudaklarımı aralayıp menmuniyetsiz adama baktım.
"Emirhan bey, biz elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz zaten. Bütün istanbul bizi konuşuyor. Sizde bunu bilerek geldiniz zaten ayağımıza kadar."
Herkes bana bakarak gülümsediğinde adamın sert ve oteriter sesi kulaklarıma çoktan gelmişti.
"Biliyorum Aşkın hanım, evet bütün İstanbulun sizi konuştuğunuda fakat.. şimdilik mükemmel değilsiniz, belkide mükemmel olmamayışınızın sebebi Mert beydi artık ben varım ben sizinle ilgilenicem."
Bunları söylerken gözleri sadece bendeydi, bu adam sadece hırs peşindeydi, ve hırsı..herkesi yakabilecek dereceydi. Gözleri bunu anlatıyordu. Yavaşça ayaklandı ve gözleri herkeste gezdi.
"Çıkabilirsiniz, herkese dediklerimi anlatın, ve aklınızdan bunu çıkarmayın. Mert Hakan yok artık, Emirhan Yılmaz var."
Herkes yavaşça çıkarken bende ayağa kalkmıştım.
"Siz kalın Aşkın Hanım sizinle konuşmam daha bitmedi."
Yutkunarak yerime otururken gözlerim adamda gezdi, yavaşça kafasını sallayarak yanıma yaklaşıyordu ağır adımlarla.
"Mert Beyle ilk okuldan beri arkadaş olduğunuzu duydum, Sizde onun gibi etkilenmişsinizdir değil mi?"
Kaşlarım havalanırken sözü daha bitmemişti.
"Yıllarca çalış,çabala kazan sonra
başka biri gelsin senden herşeyini alsın."
Ona doğru döndüğümde önümde durdu ve elini ceplerine koymuştu.
"Ne demeye çalışıyorsunuz? Bir iblis olduğunuzu söylemeye çalışıyorsanız, çoktan anladım ben sizi."
Gülmeye başladığında gözlerimi kıstım ve bana doğru bir adım daha attı.
Ona doğru döndüğümde yavaşça önümde durdu ve elini ceplerine koymuştu.
"İblisten bile daha kötüyümdür, demek istediğim şey bu değil aslında.."
"Tamam...ne demeye çalışıyorsunuz?"
Gülümseyerek bana baktığında yüzüne bir yumruk indirmek istemiştim,fakat bunu yapamazdım..Azra için.
"Yönetici ortak olduğunuzu duydum, çok güzel işler başarmışsınız beraber, fakat..arkanızdaki dayanak Mertti şimdi burda ben varım tam karşınızda. Nasıl Ortak olacağımızı merak ediyordum? Ben mi mert gibi sana para vericem sermayaye para koy diye?"
Kaşlarım çatılırken gözlerimi kıstım, yutkunarak geriye çekilmeye çalıştığımda sandelyemin altından beni tuttu ve kendisine çekti.
"Ailen boşanmış, bugünlere kadar kendin gelmişsin, kardeşine sen bakmışsın..ne kadar acı bir duygusal komedi? Arkanda kimse kalmadı..sence burda kalmayı hak ediyor musun?"
Duruşumu dikleştirmeye çalıştım, ama beni ailemden vurmaya çalışmasını beklemiyordum. Ellerimin titremesini gizlemeye çalıştım. Ailem konusu geçtiğinde direkt her yerim titremeye başlardı.
"Arkamda kimsenin kalmaması sorun değil, ben kendi kendime yeterim. Ve hayır.. bugüne kadar sermayalere ben para koydum. Mert parasını koymadı..bugünden sonrada öyle olucak."
Yavaşça onu göğsünden ittirdiğimde geriye doğru kaymıştı. Ayaklanarak yanından geçtiğimde sesiyle durdum.
"Моя прекрасная соосновательница."
(Sevgili kurucu ortağım.)
Ne dediğini anlamayarak toplantı odasından çıktığımda yavaşça kendi odama geçtim. Derin bir çektiğimde gözlerimi kıstım ve asistanımı çağırdım. Ofisime geldiğinde gülümseyerek bana baktı.
"Sevda..bir türk kahvesi alabilir miyim?"
"Tabi ki hemen getiriyorum."
Arkasını dönüp gittiğinde yavaşça bilgisayarımı açtım yarım kalan işlerimi hâlletmeye çalışıyordum, çoktan Sevda gelip kahvemi koyduğunda teşekkür ettim, ofisten çıktığında kapım tekrar çalındığında kafamı kaldırıp kapıya baktım.
"Girebilirsin."
Kapı açıldığında İş kaynaklarından Mühsin bey gelmişti.
"Aşkın hanım kusura bakmayın umarım rahatsız etmiyorumdur."
Elimi kaldırarak sandelyeyi gösterdiğimde yavaş adımlarla sandelyeye oturdu.
"Mühsin bey ne kusuru? Sorun nedir?"
Mühsin bey çok uğramazdı yanıma, ben giderdim. Bana doğru döndüğünde dudaklarını bastırdı.
"Aşkın hanım, yeni gelen patronumuz Emirhan bey, yanıma geldi. Benden 10 kişiyi çıkarmamı istedi hepsi işinde çok başarılar, daha geçen ay avans vermiştik."
Gözlerim açılırken elim anlımda gezdi.
"Ne? Kimi çıkarmanızı istedi?"
Elindeki dosyaları bana uzattığında kaşlarım çatıldı. Genel müdürümüz ihsan bey, Finastan Melike hanım, Pazarlamadan Şakir bey İç mimar Selim bey..ve bir çok isim vardı.
"Ben size sormadan bir işlem yapmak istemedim, ortak kararınız mı?"
Kafamı iki yana salladığımda ayaklanarak dosyaları elime aldım.
"Hayır..ben size bişey söyleyene kadar hiç bir işlem yapmayın. Kimseyede bişey söylemeyin."
Mühsin bey kafasını sallayarak ayaklandığında beraber ofisimden çıkmıştık sinirle Mertin eski odası ve emirhan dallamasının yeni odasına doğru yürüdüm. Asistan beni gördüğünde bişey dememişti. Kapıyı çalmadan açtığımda gözleri bende döndü, bana ve dosyalara baktığında derin bir iç çekti.
"Kapıyı çalma gibi bir huyunuz yok galiba?"
Dalga geçerek kahvesini yudumladığında sertçe kapıyı kapatıp masaya doğru yürüdüm ve elimdeki dosyaları önüne doğru attığımda kaşları çatıldı. Dosyalara baktığında gözlerini devirdi.
"Bu şirkette her yaptığım bu kadar hızlı sana mı geliyor.."
Bu bir soru değildi, kendi kendine söyleniyordu.
"Sen nasıl bana sormadan insanların ekmeğiyle oynamaya çalışırsın? Daha tanımıyorsun bile o insanları! Her bölümden bir kişiyi çıkaramazsın!"
Bana doğru kafasını kaldırdığında ayağa kalktı ve bana doğru yürüdü, dejavu yaşıyor gibiydim.
"O ses totunu alçalt, senin karşında ilk okul arkadaşın yok, kurucu ortağın var."
Kaşlarımı çatarak ona baktığımda dudaklarımı araladım ama konuşmaya devam etti.
"İstediğim kişiyi çıkartırım, burası artık benim şirketim ve kimseye hesap vermek zorunda değilim."
Bana doğru adımları önümde dururken ona yaklaştım ve tam önünde durdum.
"Eğer ben senin ortağınsam, bana hesap vermek zorundasın. Hesap vericeksin bana Emirhan Yılmaz."
Gözlerini devirdiğinde dudaklarını ısırdı.
"упрямая коза."
(İnatçı keçi)
Gözlerimi kısıp ona baktım, derin bir iç çekerken yanaklarımı ısırdım.
"Rusça bilmiyorum, türkçe konuşsana?"
Kısık bir gülümsemeyle bana baktığında kalbim sanki çok hızlı atıyordu.
"Rusça bilmemen daha iyi, istediğim her şeyi söyleyebiliyorum yanında.."
Homurdanarak ona baktığımda kafasını salladı ve geriye çekildi.
"Tamam, onları çıkarmamın sebebi kendi iş yerimdeki elemanları buraya alıcam, merak etme onlarda çok başaralı insanlar."
Kafamı sallarken dudaklarımı bastırdım ve derin bir çektim.
"Peki..tamam o zaman..kolay gelsin."
Masasındaki dosyaları alarak arkkamı dönüp çıkarken bu sefer hiç bişey dememişti, ama bana baktığına emindim. İnsan kaynaklarına gidip Mühsin beyin odasına girdim, ve bana baktı.
"Mühsin bey çıkışlarını verin, iş bulamayanlarlada ilgilenin, bizim bulacağımızı söyleyin. Onların yerinede en kısa sürede Emirhan bey doldurucak."
Kafasını salladığında dosyaları önüne koydum, arkamı dönüp kendi ofisime gitmiştim o konuşmadan sonrada Emirhanı görmemiştim, işlerimi hâlledip şirketten çıktığımda arabama bindim. Yağmur yağıyordu..ama çok değil, evin yakınlarında durup Azraya birşeyler aldıktan sonra eve doğru yürümüştüm. Anahtarımı çıkartıp eve girdiğimde koşan küçük ayak sesleri kulağıma geldi gülümseyerek aşağıya doğru eğilip Azrayı kucakladım.
"Prensesim..çok özledim seni!"
Azra boynuma küçük öpücükler bırakırken gülmeye başladım.
"Bende seni çok özledim abla! Biliyor musun ayşe teyze bugün bana naptı?"
Yavaşça ondan ayrıldım ayşe abla karşı komşumuzdu, ve azrayı okuldan getirip ben işteyken yanında kalacağına söz vermişti. Kapıyı kapatıp ayakkabılarımı çıkartıp ceketimi astığımda azraya döndüm
"Naptı sana birtanem bakalım ablanın aldıklarından daha mı güzel?"
Süpriz yumurtaları ona verirken çığlık atarak elimden almıştı.
"Hayır! Bunlar daha güzel!"
Gözlerimi devirirken yavaşça salona doğru yürüdük azraya televizyondan koca ayı ve maşa açarken odama doğru yürüdüm üstüme pijamalarımı giydikten sonra salona gittim, azranın yanına oturduğumda koca ayı ve maşa izliyordu süpriz yumurtalarını yerken aynı anda oyuncaklarını yapmaya çalışıyordu. Ona döndüm aklıma çocukluğum gelmişti..
"Peki küçük hanım..bugün naptınız acaba okulda?"
Gözlerindeki masumiyetle bana baktı ve omzunu silkti.
"Bişey yapmadıkk, A yazmayı öğretti öğretmenim ama ben önceden biliyordum bana yıldız verdi!"
Ona önceden alfabeyi ve sayıları öğretmiştim,gülümsedim ve elim saçında gezdi.
"Aferim sana meleğim,Hep böyle ol,başka bişey olmadı mı hayatım?"
Kafasını iki yana sallarken yavaşça onu kucağıma aldım ve maşayı izlemeye devam ettik elindekilerini yapmaya devam ediyordu.
"Abla..yapamıyorum!"
Elindekilerini elime aldığımda üst kattan gürültü sesleri gelirken ev sallanıyordu resmen, kaşlarımı çatıp yukarıya doğru baktım.
"Hiç mi terbiyeleri yok bunların?"
Azra iki eliyle kulaklarını kapattığında onu kucağımdan kaldırdım.
"Bebeğim sen burda dur, ben gelicem birazdan."
Azra kafasını salladığında yavaşça ayaklandım ve apartmana çıktım. Üst kata geldiğimde daha çok ses kulağıma geliyordu. Derin bir iç çekerken,kapıyı çaldım ve beklemeye başladım. Kapı en sonda açıldığında benden belki 1 yada 2 yaş büyük bir adam beni baştan aşağıya süzüyordu.
"Lütfen biraz sesi kısar mısınız? Bu apartmanda,yaşlılar ve çocuklar var. Ben sizin alt komşunuzum bize kadar geliyor müziğinizin sesi."
Adam alayca bana bakıp gözlerini devirdi
"Herkesin eğlence anlayışı farklı, rahatsız olduysanız polisi arayın."
Adam kapıyı sertçe yüzüme kapattığında kaşlarım çatıldı, öylece durmuştum. Tekrar derin bir nefes aldım. Kapıyı sertçe çalıp kapıyı tekmelediğimde tekrar adam sinirle bana baktı.
"Sen kapatmıyorsan, ben kapatmasını iyi bilirim."
Adamı omuzumla itip eve girerken adam bas bas bağırarak arkamdan geliyordu. Umursamayarak hızlı adımlarla televizyon kumandasına doğru yürüdüm,masadan kumandayı alıp sesi kapattım, ve kumandayı sertçe yere attığımda adam kaşlarını çatarak bana baktı.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun orospu evladı!"
Gözlerimi kısıp adama baktığımda bana küfür etmesiyle sinirlerim daha çok bozulmuştu. İnsanlar bana anlamsızca bakıp gülüyordu o kadar kalabalık değildi ev. Toplasan 10 kişi etmezlerdi. 3 kız 2 erkek vardı. Masadan yarım viski bardağını alıp adama doğru attım.
"Ne dedin sen bana? O ağzını sikerim senin piç!"
Bas bas bağırdığımda birinin sert ayak sesleri duyuldu. Salona birinin silüeti geldiğinde,duvardan gölgesi belli oluyordu. Uzun boyluydu, önümdeki adam bana doğru hızlı adımlarla yürürken gözlerim sadece üstüme saldırıcak o adamdaydı. Arkadan gelen adam sertçe kolundan tutup onu geriye savurduğunda, önümdeki az önce üzerime saldırıcak adam yere düşmüştü. Az önce bana karşı gülen kızlar bir anda susmuşlardı. Kafamı kaldırarak adama baktığımda gözlerimi kıstım yutkunmakta zorluk çekiyordum.
"Aşkın? Senin burda ne işin var?"
Devam edicek..🤍