Elijah Collins
Başımı omzumun üzerinden ona çevirdim. “Domates?”
“Evet. Peynirle güzel oluyor.”
“Biliyorum.”
“Denediniz mi?”
“Hayır.”
Kaşlarını kaldırdı. “Nasıl biliyorsunuz o zaman?”
“İnsanlar seviyor.”
İvy kıkırdadı. “Bilimsel bir açıklama.”
“Elbette.”
“Elbette...” diye beni taklit etti. “Peki domates olacak mı?”
“Olacak.”
Yüzü hemen aydınlandı. “Yaşasın!”
Dolaptan bir domates çıkarıp ince ince dilimledim. Kaşar peynirini ekmeğin arasına yerleştirdikten sonra domatesleri de dikkatlice koydum.
İvy bütün hareketlerimi dikkatle izliyordu. “Biliyor musunuz?”
“Ne?”
“Siz yemek yaparken de görevde gibisiniz.”
“El alışkanlığı.”
“Bıçak bile sizden korkuyordur.”
İstemsizce dudaklarım kıvrıldı. “Tostun korkmasına gerek yok.”
“Henüz bilmiyoruz.”
Kısa süre sonra tost makinesinden çıtır çıtır sesler yükselmeye başladı. Mutfağı mis gibi kızarmış ekmek kokusu sardı. Hazırladığım tostları tabağa alıp masaya bıraktım. “Afiyet olsun.”
İvy ilk lokmasını aldı. Birkaç kez çiğnedikten sonra gözleri büyüdü. “Bir dakika...” Sessizce bekledim. “Domates gerçekten çok yakışmış.”
Gülümsedi. “Şef Elijah onay aldı.”
Ben de kendi tostumdan bir lokma aldım. Tam o sırada mutfağın sessizliğini telefon sesi böldü. İvy masanın üzerindeki telefonuna baktı. Ekranda yazan ismi görünce yüzü yumuşadı.
“Annem arıyor.” Telefonu açıp hoparlöre aldı. “Anne?”
“Canım! Nasılsın?”
“İyiyim.”
Ardından babasının sesi duyuldu. “Prensesim, doktor ne dedi?”
İvy alçılı koluna baktı. “İki hafta daha kalacakmış.”
Telefonun diğer ucundan ikisi aynı anda iç çekti. “Ah be...” Hemen sesini toparladılar. “Üzülme,” dedi annesi. “Geçip gidecek.”
Babası bu kez daha neşeli bir sesle konuştu. “Uslu duruyor musun bakalım?”
İvy bana kısa bir bakış attı. “Sanırım...”
Ben sessizce kahvemi içmeye devam ettim. Babası güldü. “'Sanırım' ne demek?”
“Şey... Bir iki küçük olay oldu.”
“İvy...”
“Gerçekten küçüktü.”
Bakışlarımı ona çevirdim. O da suçüstü yakalanmış gibi omuz silkti. Annesi güldü. “Elijah seni çok uğraştırmıyordur umarım.”
İlk kez konuştum. “Hayır efendim.”
“Size tekrar teşekkür ederiz.”
“Görevim.”
İvy gözlerini hafifçe devirdi. “Bakın, yine aynı cevabı verdi.”
Telefonun diğer ucundan kahkaha yükseldi. Babası, “Demek gerçekten anlattığın gibi biri.” dedi.
İvy gülümsedi. “Evet.”
Annesi saate baktığını belli eden bir ses tonuyla konuştu. “Canım, toplantıya yetişmemiz gerekiyor.”
“Tamam.”
“Kendine dikkat et, ilaçlarını unutma ve kolunu zorlama.”
İvy istemsizce bana baktı. Sonra gülmeye başladı. “Tamam... İkiniz de Elijah gibi oldunuz.”
Babası kahkaha attı. “Demek iyi anlaşıyorsunuz.”
İvy kısa bir an duraksadı. Sonra dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “...Evet.”
“Biz seni çok özledik.”
“Ben de sizi.”
“Yakında döneceğiz.”
“Bekliyor olacağım.”
“İyi akşamlar.”
“İyi akşamlar.”
Telefon kapandı. Mutfakta kısa bir sessizlik oluştu. İvy telefonunu masaya bıraktı ve derin bir nefes aldı. “Evi biraz özlediler galiba.”
“Evet.” Son tostundan bir lokma aldı. “Ben de onları özledim.”
Bunu söylerken sesi sakindi. Ama gözlerinde onları görmeyi bekleyen küçük bir özlem vardı. Yüzündeki o küçük gülümsemenin altında sakladığı özlemi görmek zor değildi. “Yalnız kalmaktan hoşlanmıyorsunuz.”
Başını hafifçe iki yana salladı. “Eskiden seviyordum.”
“Şimdi?”
“Şimdi...” Omuz silkti. “Sanırım alıştım.”
“Neye?”
“Evde birilerinin olmasına.” Bakışlarım istemsizce ona döndü. “Annem, babam...” Sonra bana baktı. “Ve...”
Cümlesini tamamlamadı. “Ve?”
Dudaklarını birbirine bastırdı. “Boş ver.”
“Devam edin.”
“Yok.” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra gülümsedi. “Bir şey diyecektim de vazgeçtim.”
“Sebebi?”
“Saçma.” Birkaç saniye bana baktı. O bakışlarda alışık olmadığım bir çekingenlik vardı. “Şey...” Parmaklarını birbirine doladı. “İlk gün geldiğinizde varlığınız çok rahatsız ediyordu.”
“Biliyorum.”
“Şimdi...” Yine sustu.
Kalbim, sebepsiz yere daha ağır atmaya başladı. “Şimdi ne?”
Gözlerini yere indirdi. “Sanırım...” Derin bir nefes aldı. “Evin sessiz olacağını düşünmek garip geliyor. Çünkü...” Gözlerini tekrar bana kaldırdı. “Sanırım sizin burada olmanıza alıştım.”
İçimde açıklayamadığım bir sıcaklık yayıldı. Bu sadece söylenmiş basit bir cümleydi. Ama nedense öyle hissettirmiyordu. Sessizce başımı salladım. “Alışkanlıklar oluşabilir.”
Küçük bir kahkaha attı. “Ne romantik cevap.”
“Gerçekçi cevap.”
“Biliyorum.” Ayağa kalktı ve birkaç adım pencereye yürüdü. “Bir gün göreviniz bitecek.”
“Evet.”
“O gün...” Sesi bu kez çok daha alçaktı. “Ev yine sessiz olacak.”
Bu cümleyle birlikte içimde garip bir huzursuzluk oluştu. Görev bitecekti. Bu zaten en başından belliydi. Ama onu ilk kez bunu söylerken duymak beklediğim kadar kolay değildi.
İstemeden konuştum. “O güne daha zaman var.”
Arkasını dönüp bana baktı. “Evet.” Gülümsedi. “İyi ki var.”
Kalbim bir anlığına düzensiz attı. İyi ki… Bu iki kelime beklediğimden daha fazla etkilemişti. Bakışlarımı ondan kaçırdım. Bu düşünceler doğru değildi, ben onun korumasıydım. Sadece koruması. Bundan fazlasını düşünmemeliydim.
Ama ne kadar kendime bunu söylesem de gözlerim, farkında olmadan tekrar ona dönüyordu. Ben, ondan başkasını görmüyordum.
İvy Ashford
Elijah da karşımdan doğruldu. Birkaç saniye birbirimize bakıştık. Kalbim yine anlamsız bir şekilde hızlanmıştı. Bu adamın yanında son zamanlarda neden böyle oluyordum? Bilmiyordum. Belki de biliyordum. Sadece kendime itiraf etmiyordum.
“Elijah?”
“Efendim?”
Bir adım attım. Aramızdaki mesafe biraz daha kapandı. “Size bir şey sorabilir miyim?”
“Elbette.”
Derin bir nefes aldım. “Benden hiç sıkıldınız mı?”
Kaşları hafifçe çatıldı. “Hayır.”
“Hiç mi?”
“Hayır.”
“Neden?”
Bana birkaç saniye baktı. “Çünkü görevim...”
İkimiz de istemsizce güldük. Gülüşüm yavaş yavaş kayboldu. Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. “Biliyor musunuz...”
“Dinliyorum.”
“İlk gün sizden gerçekten nefret edeceğimi sanmıştım. Sonra...” Sesim titredi. “Her gün bana biraz daha iyi davrandınız.”
“Eliniz kırık.”
“Hayır.” Başımı iki yana salladım. “Onunla ilgisi yok.” Bir adım daha yaklaştım. “Neyle ilgili olduğunu biliyor musunuz?” Sessizce bekledi. “Ben...” Yutkundum. “Galiba...” Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki kendi sesimi bile zor duyuyordum. “Galiba size...” Cümle boğazımda düğümlendi. Söyleyemiyordum. Çünkü söylersem her şey değişecekti. Ama artık susmak da istemiyordum.
Gözleri her zamanki gibi hâlâ benim üzerimdeydi. İşte tam da bu yüzden dayanamadım. Parmak uçlarımda yükseldim. Sağ elim istemsizce gömleğinin kolunu hafifçe tuttu. Ve dudaklarımı usulca dudaklarına bıraktım.
Sadece birkaç saniye sürdü. Yumuşak, çekingen ve titrek… İlk öpücüğümdü.
Geri çekildiğim anda ne yaptığımı fark ettim. Gözlerim kocaman açıldı. “Ben...” Yanaklarım saniyeler içinde kıpkırmızı olmuştu. “Ben az önce...” Konuşamıyordum.
Elijah ise olduğu yerde donup kalmıştı. Bakışlarında ilk kez gördüğüm şey şaşkınlıktı. Gerçekten şaşırmıştı.
“Özür dilerim!” Bir adım geri attım. “Ben... ben bunu planlamamıştım!” Kalbim yerinden çıkacak gibiydi. “Neden yaptım bilmiyorum!” Yüzümü iki elimin arasına almak istedim ama alçılı kolumu unutunca beceremedim. “Tanrım...” Utançtan yerin dibine girmek istiyordum. “Bunu unutun!”
Tam arkamı dönüp kaçacakken ellimi tuttu ve beni kendine çekti. “İvy.”
Ona utanç içinde baktım ve derin bir nefes aldım. Elijah ise hiç beklemediğim bir şey yaparak kollarını bedenime sardı ve dudaklarını dudaklarıma yapıştırdı.
“Elija…” Cümlem yerim kalmıştı. Bu bir rüya mıydı? Biri beni çimdiklesin!
Elijah birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. İkimizin de nefesi düzensizdi. Bakışları gözlerimden ayrılmıyordu. “İvy...”
Sesindeki o sakin ton bile eskisi kadar sakin değildi. Başımı eğdim. “Özür dilerim.”
“Elbette...” diye başlayıp durdu. İlk kez cümlesini tamamlayamamıştı. Yavaşça derin bir nefes aldı. “Benden özür dilemeyin.”
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım. “Ne?”
“Bunun için kendinizi suçlamayın.”
“Ben... sadece...” Kelimeleri toparlayamıyordum. “Galiba artık inkâr edemiyorum.” Yanaklarım yeniden kızardı. “Sana karşı hislerimin değiştiğini uzun zamandır fark ediyordum.” Kalbim yeniden hızlandı. “Bunu kabul etmek istemedim.”
Kısa bir sessizlik oldu. “Çünkü ben sizin korumanızım.” Başını hafifçe eğdi. “Görevim, duygularımı değil sizi korumaktı.”
Gözlerim dolmaya başlamıştı. “Peki şimdi?”
Elijah birkaç saniye düşündü. “Şimdi dürüst olacağım.” Bakışları yeniden benimkilerle buluştu. “Size değer veriyorum.” Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu. “Güvenliğiniz benim için sadece bir görev olmaktan çıktı.”
Boğazımdaki düğüm büyüdü. “Ve bu durum beni düşündürüyor.”
Dudaklarım istemsizce gülümsedi. “Ben de tam bunu hissediyorum.”
İkimiz de birkaç saniye boyunca sessiz kaldık. Sanki söylenecek her şey söylenmişti. Bu sefer tüm cesaretimi toplayıp konuştum.
“Ben seni seviyorum Elijah!” Gözlerim dolmaya başlamıştı, sesim titriyordu. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü.
Elijah olduğu yerde kaldı. Bakışları gözlerimin içine kilitlendi. Bir adım attım ve göğsüne hafifçe vurdum. “Lanet olsun ki...” dedim boğuk bir sesle. “Senin o soğuk ifaden bile içimi ısıtıyor.”
Bir kez daha yumruğumu usulca göğsüne bıraktım. “Lanet olsun ki bana sürekli ‘elbette’ demen bile hoşuma gidiyor.”
Bir tane daha… “Bana kızınca bile kendimi güvende hissediyorum.”
Gözyaşlarımı silmeye çalıştım. “Beni herkesten önce düşünmene...” Sesim kırıldı. “Her defasında kolumu korumana...” Derin bir nefes aldım. “Kitap almama izin vermene...”
İstemsizce güldüm. “Kahvemi içmeme izin vermene...” Başımı iki yana salladım. “Lanet olsun ki...” Gözlerim yeniden doldu. “Seni her geçen gün biraz daha fazla sevdim.”
Elijah beni bileğimden yakaladı ve sıkıca tuttu. “Sus artık İvy!” Dedi ve bir anda dudağıma yapıştı. Ne yaptığını anlayamamıştım. Sadece bir anlık olmuştu.
Bir eliyle sağ bileğimi tutarken diğer ile ensemi kavramıştı. Gözyaşlarım öpücüğümüze tat veriyordu. Dudaklarından ayrıldığım anda bütün gücüm tükenmiş gibiydi. Kollarımı boynuna doladım. Başımı göğsüne gömüp hıçkırarak ağlamaya başladım.
“Beni bırakma... lütfen...” Omuzlarım titriyordu. “Ne olur...”
Elijah ilk anda hiç hareket etmedi. Sanki söylediğim cümleyi sindirmeye çalışıyordu. Sonra kollarını yavaşça sırtıma sardı. Bir eli saçlarımın arasına usulca yerleşti. “İvy...” Sesindeki o sakinlik ilk kez bu kadar yumuşaktı. “Bana bak.”
Başımı hafifçe kaldırdım. Gözlerimden yaşlar durmadan akıyordu. “Elijah...”
“Dinle beni.” Başımı sessizce salladım. “Ben bu görevi kabul ettiğim gün seni koruyacağıma söz verdim.” Parmağıyla yanağımdaki yaşları dikkatlice sildi. “Bugün ise size başka bir söz veriyorum.” Nefesim kesildi. “Görevim sürdüğü sürece de... bittikten sonra da...” Bakışlarını gözlerimden ayırmadı. “Size sırtımı dönüp öylece gitmeyeceğim.”
Boğazımdaki düğüm yeniden büyüdü. “Gerçekten mi...?”
“Elbette.”
Dudaklarım titreyerek gülümsedi. “Ben... çok korktum.”
“Neden?”
“Bir gün görevin bitecek diye.” Sesim titriyordu. “Sonra da... hiçbir şey olmamış gibi çekip gideceksin sandım.”
Elijah derin bir nefes aldı. “Hayatım boyunca verdiğim her sözü tuttum.” Sağ elimi avuçlarının arasına aldı. “Bunu da tutacağım.”
Gözlerimi kapattım. İçimde haftalardır taşıdığım bütün korkular yavaş yavaş dağılıyordu. Başımı tekrar göğsüne yasladım. Elijah çenesini başımın üzerine hafifçe yasladı. “Artık ağlamayın.”
“Hıçkırıklarımı durduramıyorum.”
“Biliyorum.” Saçlarımı yavaşça okşadı. “O yüzden ben durduracağım.” Hafifçe gülümsedi ve dudağıma kısa bir öpücük daha kondurdu.