تخطٍ إلى المحتوى

𝙇𝙀𝙑𝘼

الفصل 2 · قراءة 21 دقيقة

𝙇𝙀𝙑𝘼

الفصل 2

İÇKİ

EFSUN LEVA;

Üzerimde ki dar mini bordo elbiseyi son kez düzelttim sırt dekoltesi açık ve ipliydi bundan dolayı sütyen takmamıştım oldukça cüretkar olan bu elbise beni de yaşımdan olduğunca büyük gösteriyordu. susumayan telefonumu yatağın üstünden alarak cevap verdim "hadi Efsun seni bekliyoruz kapının önündeyiz" diyen Miraya gözlerimi devirip"bugün benim doğum günüm ancak hazırlanıyorum beş dakikaya ineceğim" diyip telefonu kapattım onun konuşmasını beklersem hiç susmayacağını çok iyi biliyordum

Saçlarımı altan hafifçe topladım dünde saçlarımı sarıya boyamıştım kendime renk gelmesini sağlamıştım bu gece kızlarla artık rahatça girebileceğimiz içkili barlara gidebilecek ve orda doğum günümü Kutlayacaktık kimlikte yeni 18 olan ben normalde 21 yaşına girmiş bulunuyordum babam kimliğimi üç yıl sonra çıkardığından dolayı her şeye geç kalıyordum buna bir itirazım yoktu zaten ama bazı yerlerde bana sorun yaratıyordu

Tekrar çalan telefona cevap vermeden kapatıp el çantamın içine attıktan sonra üzerime bir şey almayı gerek görmemiştim yazın sıcağında dolayı lüzumsuz kalabalık olacaktı

Topuklu ayakkabılarımın çıkarfığı sesler odamdan çıkarak mutfaktan gelen yemek kokularına doğru yol aldım "ben çıkıyorum.gece de kızlarla birlikte Mirada kalacağız" dedim bu durumu zaten bir haftadır söyleyerek annem bıkmış durumda kalmıştı yakasını silkerek hadi "git kızım" kısa bir süre sonra tekrar konuşup "bizde zaten birazdna yola çıkacağız köye gidiyoruz haberin olsun telefon çekmez odalarda gelince biz seni ararız" dedi köye gitme durumu sanırım yeni bir gelişmeydi şuan bunu düşünerek zamanım olmadığından anneme el sallayarak mutfaktan çıktım

Dış kapıyı aralayıp yüksek topuklu ayakkabılarıma aldırmadan apartmandan çıktım oturduğumuz apartman eski olmasa da yenide sayılmazdı yavaş ve dikkatli adımlarla dar olan merdivenlerden trabzanlara tutunarak indim

Evimize ait olan büyük bahçe bir yeri yeşillik bir yeri de yürüme alanı olarak ayrılmıştı yazın her akşamı çardakta çay içmek için toplanırdık

Mavi demir bahçe kapısı açıp çıktığımda Miray beyaz arabasından inmiş beni bekliyordu beş kız grubu toplanmıştık ama içimizden en sabırsızı ise miraydı girmiş olduğu kısa elbise onu oldukça olgun gösteriyordu elbisenin eteğinde bulunan siyah dantel modeli tamamen ince düşünülmüş gibiydi

Gülümseyerek karşıya geçip kollarımı Miraya sardım daha dün birlikte olmamıza rağmen özlemiştim Arkadaştan çok öte kardeş gibiydik Miray elini sırtıma vurup geriye çekilerek abartılı bir sesle "ateş ediyorsun kızım,ben bir erkek olsaydım seni çoktan yürütmüştüm" dediğinde kaşlarımı havalandırıp elimi ağzına kapatım Miray ağzının ayarı olmadığı gibi bir de yüksek sesle konuştuğunda millete rezil olacaktık

Elimde ki çantayı sıkı sıkı tutup geriye çekilerek biraz daha durmaya devam edersek alt mahallenin sıkıntılı erkekleri bizi rahat bırakmaz ve gecenizi zehir etmekten çekinmezlerdi

"Hadi.." diyerek durduğum yerden adımlayarak ön kapıyı açtım Miray bizi götürecekti ama geriye hangimiz bizi eve getirecekti orası biraz meçhuldü

Miray arabayı çalıştırıp mahalleden çıktığında bende arkamı kızlara dönerek hepsini sırayla süzdüm

Arkamda duran lila siyah askılı kısa bir elbise giymişti siyah saçlarını da tepesinde at kuyruğu yapmış ona uygun koyu bir makyajla tamamlamıştı

Orta da oturan Özge de açık mavi bir elbise giymişti göğüs kısmı oldukça derin bir dekorte sahipti kısa küt siyah saçlarını da geriye doğru atmış kendisine farkı hava katmıştı

Miray arkasında oturan seda ise zümrüt yeşili kalın askılı dekortesiz bir elbise giymişti sarı saçlarını da açmış ve maşalakış ona uygundan açık ve sade tonlarıyla makyaj yapmıştı

Miray arabayı çalıştırıp mahalleden çıktığında bende arkamı kızlara dönerek hepsini sırayla süzdüm

Arkamda duran lila siyah kısa bir elbise giymişti siyah saçlarını da tepesinde at kuyruğu yapmış ona uygun koyu bir makyajla tamamlamıştı

Orta da oturan Özge de açık mavi bir elbise giymişti göğüs kısmı oldukça derin bir dekorte sahipti kısa küt siyah saçlarını da geriye doğru atmış kendisine farkı hava katmıştı

Mirayın koluna arkasında oturan seda ise zümrüt yeşili kalın askılı dekortesiz bir elbise giymişti sarı saçlarını da açmış ve maşalakış ona uygunda açık ve sade tonlarla makyajla kendini tamamlamış

Ellerimi büzerek "mükemmel olmuşsunuz"diyip gülümsedim lila da gülümseyerek karşılık verdi "sende mükemmel olmuşsun iyiki doğdun efsunum."

Araba durduğunda önüme döndüm geldiğimiz mekana baktım trafik yoğunluğu olmadığından dolayı hemen gelmiştik dışarısı oldukça kalabalıktı ışıklandırılmış mekan göz alıyordu adı gibi namı da büyük bir yerdi herkesin gelemek istediği mekan ancak özel kişilere çalışıyordu normal insanlar kesinlikle içeri alınmadı

Miray arkadaşının abisi'nin yeri olduğu için Miray bizie yer ayırmıştı dışarısı bu kadar göz alıcıysa içerisi düşünemiyordum ilk defa geldiğim içkili bir mekan olduğundan dolayı heyecanlanmıştım bu ortamlara pek fazla girmesemde böyle bir özel günlerde arada kaynatarak gidiyordum yüksek korumalı yerlere gitmedigimizden dolayı içeriye girmek için rahat oluyordu

Arabanın kapısını açıp aşağıya indiğiğimizde kapının önünde duran dört korumanın da gözü bize çevirmişlerdi rahatsız olsam da bu durumu göz ardı edip mirayın koluna girdim

Kapıda ki uzun boylu görevli önümüzü kestiği de Miray bunu bekliyormuş gibi "rendevu numarası 118" diyerek bana doğru gülümseyerek döndü rendevusuz kesinlikle çalışmadıklarını ve her önüne gelene rendevu vermedikleri bir gerçekti

Koruma elinde ki tapletten bir şeyler yaptıktan sonra geriye çekilerek "buyrun"dedi aldığım derin nefesle ışıklandırılmış geniş koridorda ilerledim koridor o kadar sessiz ki aldığımız nefes alış verişlerinizde duyuyordum

İstemsizce tedirgin olmuştum elimi mirayın koluna iyice sarıp ondan destek aldım Miray bu konularda güveniyordum asla tekinsiz ortamlara gitmez ve girmezdi o olmasa şuan buraya bile gelemezdim

Kapalı siyah kapının hemen önünde duran başka bir koruma ellerini arkasında birleştirmiş bize dik dik bakıyordu burada ki tüm korumalar mi bu şekilde suratsızdı yoksa bende mi sorun vardı?

Koruma geriye doğru çekilip kapıyı tamamen bize açtığında icerden gelen yüksek ses müzik görüntü ve kapıların duvarların o kadar özenle yaptırılmıştı ki

Birlikte içeriye girdiğinizde kapı tekrar kapandı kalabalık olan ortamda birlikte müzik sesi de kulaklarımı patlayacak derece yüksekti Miraya yaklaşıp kulağına doğru avazım çıktığı kadar bağırarak konuştum "nereye oturacağız"diyerek bedenimi geri çekip yüzüne baktım pist kalabalıktı

Miray eliyle barın sol köşesini gösterip benimle birlikte o tarafa doğru yürüdü kolundan çıkmamıştım burda tek kalmak istemiyordum

Gösterdiği boş olan lacivert koltuğa sıraya tüm kızlar dizilip oturduk ortam güzeldi ama çok fazla kalabalıktı Miray birden ayağa kalkıp hepimize sırayla baktı "eğlenmeye mi geldik oturmaya mı kim bir şeyler içmek ister diye bize baktı

Daha yeni benden başka kunlanan olamayacağından dolayı omuz sıktım belki sonralara doğru bir kaç yudum bir şeyler içerdim

Lila da ayağa kalktığında birlikte kalabalığın içinde geçerek bara gidip tabureye oturdular

Özge yanıma doğru kayarak "dans edelim mi?" Kollarını bana doğru uzattığı da geri çevirmek istemediğimden dolayı ayağa kalkıp birlikte pistte kalabalığın arasına karıştık

Çalan yabancı müzik ayak uydurarak Özgey'le birlikte insanları çarparak dans pistinde çarpmamızı umursamadan dans ediyorduk el ele gülümseyerek

Uzun zamandır kendimi bu kadar rahat hissetmedigimden şuan inanılmaz kendime koyvermistim

Yanımızda geçen barmenin elinde tuttuğu tepsiden Özge iki tane bardak alıp birini bana uzattı küçük bardakta ki Beyaz sıvıyı hiç düşünmeden bir yudumda içip bitirdim ağzımda bıraktığı mayhoş tatıyla kafamı iki yana sallayıp bardağı yanımızda duran barmene uzattım bu gece çok içmeyeceğim desemde kendime engel olamamıştım diğer bardagida alıp kafama dikmiştim karşımda duarn Özgenin de benden bir farkı yoktu hem içiyordu hem de çalan müziğe ayak uyduruyordu

Barnemenin uzadığı bardağı elime aldığım aynı anda çalan müzik sustu insnalar "AAaaa" diyen yankıları salonda yankılandı

"Polis" diyen gür sesle bakışlarımı arkaya çevirip gelenlere baktım dilimi çevirebildigim kadarıyla "Alpaslan " diye bir nida çıktı ağzımdan

Uzun boylu ve cüssesiyle birkaç adımla pistin tam ortasında durdu kafamı toparlayıp düşünemiyordum onun burada ne işi vardır? Neden gelmişti? arkasında gelen sayabildiğim kadarıyla beş poliste onunla hemen arkasında yer almıştı

Mekandaki tüm gözler alpaslan'ın bulmuş herkes nedne geldiklerini birbirine sorup duruyordu başımı arkaya çevirdim Özge başımı yana yatırıp "Alpaslan..." Diye ağzımın içinde mırıldandı benim şaşkınlığımı aynısı ondan ondan da mevcuttu

Mekan sahibi olan metin abinin gür sesi sessiz solanda yankılandı "bir sorun mu var komiserim." Büyük adımlarla gelip tam Alpaslan'ın karşısında dikildiğin de benim görüş alanım kapanmıştı Alpaslanı görümesemde sesini gayet net duyabiliyordum

"18 yaş altı yasak değil mi "yana doğru bir adım atarak hem gözlerimin içine bakıyor hemde yanında mekanın sahibi olan metin'le konuşuyordu

Kimsemin konuşmasına müsaade etmeden kendim araya girdim "18 yaşındayım"diye bir miktar sesimi yükselterek konuştum başını iki yana sallayıp kabul etmedi "daha gece on ikiyi geçmedi,seni emniyete alacağız"dediğinde inanmazca kafamı iki yana sallayıp geriye doğru bir adım attım gecemi zehir etmek için bilerek gelmiş ve başarıyor da gözlerim "büyüterek gerçekten mi?" Diye ağzımın içinde mırıldandım bar sensizliğe bürünmüş tüm gözler bizim üzerimizeydi sinirimi yatıştırmak adına başımı tavana kaldırmış yanıp sönen lambaya baktım

Alpaslan'dan kurtuluş yolu yoktur bunu gözlerinde ki sinir ve öfkeden net anlamıştım emniyette gidip ifademi verdikten sonra bu sefer beni tutamayacağını bilmeliydi ellrimi ona doğru uzatıp biçimli kaşlarımı kaldırıp indirerek "birde kelepçeyi tak tam olsun"diyip dalga geçtiğimde Alparslan arkasında duran memura doğru başını döndürüp "kelepçe..."dediğinde polis memuru Kendi kelepçelerini alpaslan'a uzattı başımı yana yatırıp "yuh artık..." Beni kaale almayarak uzanmış olduğum ellerime kelepçeyi kollarıma taktığı kelepçeye birde yanımda yürü derecesine bakan Alpaslana inanılmaz bir halde baktım başımı iki yana salladım

***

Kendi arabasına bindirdiğinde tartışma yaratmadan ön koltuğa oturmuştum bileklerime takmış olduğu kelepçeye Bakarak "sikerim böyle işi....' ağzımın içinde mırıldandım Alpaslan beklemediğim yüksek çıkan sesiyle "Ne dedin sen?" Başımı ona doğru çevirip çattığı kaşlarına ve yüzüne baktım kirli sakallırı ve kalın dudaklı yüzünü oldukça olgun gösteriyordu "küfür mü ettin sen?" Direksiyonu tutan elleri sıkılaştı ve mavi gözlerini bana çevirdi

Omuz silkip onu sinir etmek amacıyla "kulakların yaşın geçtikçe daha da ağır işitmeye başlamış ben sana küfür etmedim" sonlara doğru sesimi yükselterek başımı ona doğru yaklaştırıp konuştum yaptığım tavırdan dolayı başımı sallayıp "genelde olup olmadık yerlerde saçma sapan küfür ettiğinden dolayı...." Gözlerini kısarak sesinin tonunun indirip konuşmasına devam etti "ağzının içinde söylediğin küfrü çok net duyuyorum"

"Küfür ettiğim zaman bir dahakine sana sorayım ne dersin?" Tek Kaşımı kaldırıp indirerek meydan okudum onun o okyanus andıran gözleri sinirden kısılırken başımı omuzuma doğru yaslayıp umursuzca duyduklarımı büzdüm "ağzını toplasan bana sormana gerek kalmaz" diyip önüne dönerek arabayı çalıştırdı söylediğini ağzımı eğerek kendi içimden taklit ettim yaşımın 21 olduğunu bilerek bu gece gelmiş ve resmiyette kimlik yaşıma takılarak beni emniyette götürüyordu şaka gibiydi ama gerçekti

Koluma taktiği kelepçelere sinirli bir bakış atıp camdan dışarıya baktım on dakikadır yola çıkmıştı ve ikimizde de tek ses çıkmıyordu araba tanıdığım yollardan ilerlemeye başladığında kaşlarımı çattım "emniyete gitmiyor muyuz?" Bakışlarımı camdan çekmeden konuştum yüzüne bakmak istemiyordum

"hayır saat geç oldu eve bırakıcağım seni, arkadaşların da fazla alkol aldığı için araba kullanacak gibi değillerdi onları da evlerine bırakıcaklar"

Başımı hızla alpaslan'a çevirdim yandan yüzüne baktım az önce ki sinir ve öfkesi yüzünden silinmiş yerini rahat tavrı almıştı

Dilimi döndürebildiğim kadar "evde kimse yok beni Miraya götür"dedim başım dönüyor miydem bulanıyordu içtiğim iki küçük kadeh beni inanılmaz rahatsız etmeye başlamıştı elimi ağzıma kapatıp başımı geriye yasalayarak gözlerimi kapatim acı tat ağzıma geliyordu her an kusacak gibi olduğumdan kendimi sıkıp engel oluyordum Miray'a gidene kadar kendimi tutmam gerekiyordu

"ev nerde ?"dediğinde omuz silktim konuşacak gibi değildim evi bu kafayla da zaten tarif etmem imkansızdı araba bir frenle durduğunda kemerim olmasına rağmen öne doğru savrulmuştum bu anı sarsılmaya birlikte miydemde biriken kaynayıp duran sıvı ağzıma kadar geldiğinde hızla arabanın kapısını açıp kemerimi çözüp indim nerede olduğumuma bakmadan olduğum yere bedenimi bırakıp içimde dışımda ne varsa çıkardım ellimi güçsüzce asfalta yaslayıp derin derin nefes alım akşamın serin havası çıplak bedenimi yalayıp geçiyordu çıplak olan sırtımda kocaman bir el hissettiğim de kapalı olan gözlerimi yavaş yavaş araladım gözlerimi karanlığa alışmaya başladığında etrafıma kısa bir göz attım sık olan ağaçlardan başka etrafta hiç bir şey yoktu

Yanıma çöken koca bedenle gözlerim utançla kapandı yüzüne bile bakamıyordum içimde ki tüm her şey çıkarmama rağmen ağzımda ki acı tat geçmemişti sırtımda ki el bir aşağı bir yukarı hareket ederek rahatlatmamı sağlıyordu gözlerimi yavaşça açarak yanımda ki bedene doğru başımı çevirdim mavi gözleri endişeyle yüzümde gezinip en son gözlerim de durdu

Önüme doğru uzattığı su şişesini alarak bir kaç Yudum içip ağzımda ki acı tat yo etmesini sağladım "gidelim" diye mırıldandım gözlerimi açamıyordum bir an önce uyumak istiyordum Alparslan ayağa kalktığında başımı yukarı kaldırarak uzun boyuna yukarıya kaldırarak uzun boyuna baktım başımı eğerek elini bana doğru uzattığın da tereddüt etmeden uzattığı elini sıkıca tutarak oturduğum yerden ayağa kalktım

Arabaya tekrar bindiğim de rahatlamış olmamın etkisiyle kapanan gözlerime daha fazla direnmeden bedenimi uykunun kollarına teslim ettim.

***

Bacaklarımın altında ve sırtımda hissettiğim ellerle birlikte havaya kaldırıldım göz kapaklarımı yavaş yavaş açtığımda da Alpaslan'ın yeni çıkışmış sakalarıyla karşılaştım ellerimi göğsüne yerleştirdiğim de başımı eğerek baktı kaşları çatık olan alpaslan'a yüzümü buluşturdum bu adamın yüzünü güldüğü de hiç göremicek miydim? Yıllardır aynı mahallede karşı apartmanım da oturan Alpaslan'ı hep içimden sevdim beni kardeş olarak görüyordu sevgimi dile getirsem yaş farkımızdan kabul etmeyeği ortadaydı

Alparslan 27 yaşında ben ise kimlikte 18 normale 21 yaşındaydım üniversitesiteyi bu yıl tercih yapmıştım ben daha okuyup mesleğimi elime alıncaya kadar Alpaslan çoktan başkası ile evlendirdi

Beni yumuşak bir yere bıraktığında gözlerimi kıpıraştıtıp etrafa baktım burası mirayın evi değildi karşımda büyük bir televizyon bulunuyordu yattığım yere baktığımda üçlü siyah bir koltuktaydım koltuğun yanında birde siyah tekli berjer bulunuyordu

Alparslan beni buraya bırakıp gözden kaybolmuştu yattığım yerden kalkarak arkamı döndüm Amerikan mutfağa sırtı bana dönük olan Alpaslan ocağın önünde bir şeyler yapıyordu başım dönüdüğünden dolayı koltuğa tutunarak mutfağa geçip masanın yanında duran iki sandalyeden birine çekerek oturdum sandalyeden çıkan sesle alpaslan dönmemiş işine devam ediyordu

Elimi zonklayan başıma götürüp ovarak gözlerimi kapattım iki kadeh beni berbet etmişti başım bir yerde zonkluyor miydem diğer taraftan isyan bayraklarını indirmiş yanıyordu yanımdaki sandalye sesli bir şekilde çekildiğinde gözlerimi açtım önümde duran beyaz büyük kupayı eliyle gösterip arkasına yaslanarak "bitsin..."dedi masanın üzerindeki beyaz kupayı ellerimin arasına olarak dudaklarıma görürdüm acı kahve tadıyla yüzümü buluşturarak kupayı tekrar masaya bıraktım ellerimi göğsümün altından toplayıp huysuz sesimle "içmiyorum."diyerek duyduklarımı buluşturdum miydem zaten alev alev yanıyordu birde acı kahve içmek miydemi daha da beter ederdi "bitecek"dediğinde bıkmış bir tavırla kaşını çattı "acı,bu kahve...."diyip elimle masanın üzerine de ki kupayı işaret edip tekrar yüzüne baktım "ben içmiyorum,çok hevesliysen sen iç zaten canım burnumda"diyerek konuştum

İçim dolmuş taşımak üzereydi bazı şeyleri de bahane ederek dolmuş gözlerimi kaçırmadan boğuk çıkan sesimle konuştum "gecemi zehir ettin,üç yıldır resmiyette bu günü bekledim..." Gözümden akan yaşları elimin tersiyle silip "zaten 18 olduğumu biliyodun"yükselerek konuştum "doğum günümü kutlamama bile izin vermeden geldin,ben pasta kesecektim"sonlara doğru sesim kırılmıştı

Üç yıldır bugünü bekliyorum 21 yaşındaydım ben hevesle 18 yaşımı kutlamak için gün saymıştım bu geceyi ise tüm heycanimla başlamış hüsranla bitirmiştim kalbimin kırıklarına yok sayarak devam ettim " Biraz daha geç gelemez miydin?" Sinirle yükselip gözyaşlarımın arasından yüzümü yüzüne doğru çevirdim "ne pastamı kese bildim ne hediyelerimi aça bildim içim rahat etti mi?"

Alparslan elini omuzuma koyarak başımı yüzüme doğru yaklaştıdı nefesi nefesime karışıyor aklımı karıştırıyordu bu kadar yakınıma gelerek ne yapmaya çalışıyordu? Tuttuğum tuttuğum nefesimi yavaşça yavaşça vererek,yutkundum

"derdi pasta kesip hediye almak mi?"diyip mavi Marmara gözlerini yumup açarak "eğer sorunun buysa gözyaşını gökmene gerek yok, halledilir"dedi

Kalbime böyle dokunaklı konuştukça ağlamamı durduramıyordum ağzından kaçan hıçkırıkğı elimle bastırıp omuz silktim derdim pasta kesip hediye almak değil yıllarca beklediğim günü sorunsuz bir şekilde bitirmekti omuz sirkmeme karşı devam etti "ağlama sebebin ne o zaman?" Kollarımla hırsla yüzümde ki ıslaklığı silerek sinirle Alparslan'a döndüm "beni sinir etmek için mi böyle konuşuyorsun? Neden ağladığının gayet harkındasın"

Bir haftadır tüm mahalle doğum günümü Kutlayacağımı duymuştu ve biliyordu Alpaslan'ın da kulağına gittiğini biliyordum bu akşam zaten gelip gecemi zehir ettiğinden belliydi

"bilmiyorum eğer söylersen bende neden ağladığını bilirdim " dedi karşıma hiçbir şey olmamış gibi dururken beni deli ediyordu

"neden,neden ağlamamı bu kadar önemsiyor musun gerçekten?" Kaşlarımı çatarak öfkeyle konuştum "hıçkırıklarla boğulup ağladığını göre önemli bir sebebi olmalı?" Benim sorduğum soruyu lafı çevirerek cevap verdiğinde başka bir şey söylemedim

"üç yıldır kutlamak için beklediğim gecemi bana zehir ettin ben ilk defa rahatça bir mekana gitmiştim ve benim için özel bir gündü kutladıktan sonra çok fazla kalmayıp cikcaktık zaten" dedim

O ise "sana sözüm olsun o halde uygun bir zamanda düzgün bir yere gideriz sende eğlenir ve içersin" demişti Alpaslan geriye doğru çekilerek kollarını göğsünün altında birleştirdi benden uzaklaşmış olmasıyla rahat bir nefes aldım onun bana yaklaşmasıyla ben zaten kafamı toparlayıp konuşamıyordum ki

"ben bu gece yapmak istiyordum,sen ise gelip araya girerek saçma sapan bir sebepten dolayı alıp getirdin beni buraya" ellerimi ona doğru savurarak sinirme hakim olamadan ağzıma geleni saydım

"içmiştin.."diyerek kaşlarımı çatip dilini dudaklarının üzerinde gezdirdi bakışlarımı gözlerine sabitleyerek bakmamaya çalıştım "ben gelmesem devam edecektin..." Devem etmesine engel olarak arAraya girdim işaret parmağımla kendimi göstererek "benim gündü,tabiki içecektim"dedim

Alparslan söylediğim şeyi memnuyetsizce karşılaştığında bunu umursamadım bu tavrına bir anda yükselerek "hem sanane"diyip kaşlarımı çattım "içerim veya içmem kimseye hesap vermiyorum"

Alparslan dirseğini masaya koyarak "içebilirsin kimse sana karışmıyor ama gittiğin yerleri özenle seç efsun,yoksa başın dertten kurtulamaz mesela bugün gittiğin mekanı biliyor musun?"

Omuz silktim dudaklarımı büzdüm Miray ayarlamıştı ondan dolayı da araştırma gereği duymamıştım

" belki haberin yok " ses tonunu bir miktar yükseltip "o zaman ben sana açıklılayayim"

Başımı tekrar bana doğru eğilerek beni dumura uğratan o cümleleri sıraladı "para karşılığı kadın satıyorlar,bundan da hiç kimsenin haberi yok neden o kadar güvenli mekan hiç düşünmedin mi? İçeriye girerken bir tane şey istiyor adamlar siz de elimizi kolunuzu sallayarak girdiniz hepinize bu gece alıcı çıktı içtiğiniz içecekler e ilaç katıldı saatlerdir başın dönüyor değil mi?" Yutkunarak başımı geriye çektim söyledikleri beynime baloz etkisi yapıyordu ve konuşmama engel oluyordu söylediği şeyler kolay kolay hazmedilcek türden değildi

Ne demek sarıldık...

Yutkunup gözlerimi kapattım bir kaç Saniye de olsa kafamı düşünmeye ihtiyacı vardı mirayın arkadaşının abisi'nin makanıydı Miraya bu konularda çok güvenirdim kendisi çok iyi araştırdı ilk mekana geldigimizde ben biraz tedirgin olsam da bunu hiç arkadaşıma belli etmemiştim biliyordum çünkü hiç bir sorun çıkmicagını Alpaslan'nın söyledikleri zihnimde çalıntıya sebep oluyordu

İçkilerimize nasıl ilaç katılmıştı?

Biz kime satılmıştık?

Ve bunu Alparslan nasıl ne nerden öğrendi?"Ahhh..." Parmaklarımı şakaklarıma bastırarak başımın ağrısını geçirmeye çabaladım düşündükçe başım ağrıyordu kapladığım gözlerimi korkarak açtım gerçekten kötü bir dünya ve kötü insanlar arasında yaşıyorduk gözümü kırpmaya korkar olmuştum ayda yılda bir eğlence vardı artık bu dakikada sonra öğrendiklerimden dolayı oda yoktu o defteri kapatmış kara defterimin arasına rafa kaldırmıştım

Gözlerimi bir kez daha kapatıp açarak kafamdaki çalkantıyı bir süreliğine dindirdim

"sen kimden öğrendin?" Aklıma takılmış olan soruyu dile getirdim

Alparslan kot pantolonunun cebimden çıkardığı sigarayı dudaklarının arasına yerleştirip yakarak bir nefes çekip dumanını dudaklarımın arasından azat etti tüm dikkatimi ona verip gelecek olan cevabı bekledim kalın dudakları öne doğru hafifçe uzatarak bıkmış bir ses tonuyla "aylardır bunların peşindeyiz..." Diyerek derim bir nefes alıp mavi gözlerini benim ela gözlerime mıhladı "bu gece baskın yapılacaktı mekandaki herkez alınacaktı tabi siz orda olmasaydınız..." Diyip tekrar dudaklarının arasına aldığı sigaradan içerek dumanını üfleyip sigarayı iki parmağı arasında sıkılaştı "bu gece bu baskın olsaydı hepimiz içeriye alınacaktıız bu gece herkesin ağzında sizin adınız da dolandığından dolayı kolay kolay kurtulamazdınız" dedi,sesi sonlara karşı öfkeliydi

Bizim oraya gitmemize mi sinirliydi?

Yoksa bizim haberimiz olmadan bizim üzerimize oynanan oyuna mi sinirliydi?

Sesimi zar zor bularak mırıldandım "sen gelmeseydim..." Gözümden almak için direnen yaşı geriye itip dik durmaya gayret ettim "....biz oradan nasıl kurtulup,çıkacaktık"

Bir gecede hayatımda bir çok şey değişmişti doğum günümü kutlamak için gittiğim mekanda eğer alpaslan gelmeseydi mutlu günüm bana acıyı tatırcaktı bu gece orada çıkmasaydım bir daha çıkamazdım ancak cenazem çıkardı

Saatlerdir kızıp sinirlendiğim adama şimdi minnettardım iyiki beni ordan çıkarmıştır hiç birimizin haberi yokken tanımadığımız adamlara satılmıştık

"cıkamıyacaktınız..."dedi tüm ciddiyetiyle "seni o mekanda görünce kan beynine sıçramıştı doğum gününü kutlayacak başka mekan bulamadin mi ?" Sesi sonlara doğru yükselmiş ve sinirine hakim olamaz gini elini masanın üzerine yumruk haline getirmişti

Omuz kırdım ben bulamamıştım Miray çok güvenlikli ve güzel bir mekan olduğu için zar zor rendevu almıştı

''ben bulmadım''dedim açıklama gereği duyarak "miray'ın arkadaşının abisi'nin mekanı olduğu için o ayarladı hem....." Diyerek kurumuş olduğu dudaklarımı dilimle ıslatığımda Alparslan gözleri dudaklarıma düşüp hemen tekrar gözlerime çıktı "çok güvenlikli bir yer rendevusuz kimseyi almıyolar öyle bir şey vardiysa bizi nasıl aldılar "dedim

"sizin kara karşınıza kara gözünüze hayran olup almadilar zaten önceden planlanmışlar bu pezevenkler o yüzden o kadar rahat girdiniz içeriye" dedi onun böyle gerçekleri yüzüme çarpması ne kadar sinir etse de ses edemedim başım dönüyordu kendimi bile şuan zor atakta tutuyordum bendenimi bir bıraksam sabaha ancak gözlerimi açabilirdim

"uyumak istiyorum"diyerek mırıldandım Alpaslanla laf dalaşı girecek durumda değildim artık "uyu" diyerek hissizce konuştu

Oturduğum sandalyeden uyuşuk bendenimi kaldırarak az önce kalktığım koltuğa geriye giderek uzandım

"Yukarıda yatak var oraya geç" ne zaman yanıma geldigini bilmesem de yanımda ki tekli berjerde oturuyordu "kalkacak halim yok "diye mırıldandımAyaklarım bile çekecek halim yoktu yukarı çıkmayı gözüm kesmiyordu

"burda rahat edemesin "diyerek tekrar itiraz etti rahat etmesem de bu şuan pek umrumda değildi koltuk zaten yumuşaktı başımın altına koyduğum küçük yastıkla beni idare ederdi üzerime bir nevresim örtse başka birşeye gerek yoktu

Koltukta bacaklarımı karnıma çekerek ellerimi başımın altına yerleştirip gözlerimi kapatım "keçi gibi inadin var anasını satıyım uyu sen sabah gösteririm ben sana "diyerek üzerime ince bir battaniye veya nevresim öttü gözlerimi kapattığımdan dolayı görememiştim

***

Yüzüme vuran ışıkla gözlerimi araladım güneş tamamen yüzümü yalayıp geçiyordu ellerimi yüzüme siper ettim yattığım yerden kalktım

"uyandın mı?" Diyen sesle başımı çevirip baktım arkamda kalan Alparslan kahvaltı masasını hazırlamış şuanda ise ocağın önünde çayı koyuyordu

Yerimden ayağa kalktığımda anı hareketimle başım dönse de gözlerimi bir kaç Saniyeliyine çekip oturdum ayakta duracak gücü hala kendimde tam olarak bulamıyordum dizlerimin bağı çözülmüş gibiydi yürümekte zorluk çekiyordum dirsekleri mi masaya koyarak başımı iki elimin arasına sıkıştırdım ne kafamı doğru düzgün tutabiliyordum ne de bedenimi kızlar ne durumdaydı bilmiyordum Alparslan eve gönderdiğini söylemişti söylediğini yapardı başka birsey düşünmek istemiyordum önümde ki boş tabağa bakarak bir dilimi ekmek alıp vişne reçeli sürdüm önümde duran çay bardağıma bir de Alparslana kısaca gözümü degdirdim üzerinde beyaz kısa kollu bir tişört vardı dün ne giydiğini hatırlamadığı'dan değiştirip değiştirmediğini anlamadım

"röntgen çekmen bittiyse kahvaltının yap"huysuz sesiyle yüzümü astım kendimi savunmaya gectigim an Alparslan tekrar hoşnutsuzlukla konuştu"rendevu aldım hastaneye gideceğiz"dedi

"ne rendevusu "dedim sesimi yeni uyandığında çantalı çıkmıştı "test vereceksin" dedi önemde duran çay bardağı elime alarak dudaklarına götürüp çayı içerken

"Ne testi?" Diyerek yeniledim kapalı kutu gibiydi sadece gerekli olan şeyleri söylüyor ve susuyordu açıklama yapsa ölürdü.

"Sen hiç susmaz mısın böyle?"

"Ne "diyerek tepki verdim "ne konuşuyorsum sen?" Elimi ona doğru sağladığında kaşlarını çatarak önce gözlerini ona doğru kaldırdığım elime sonra da yüzüne çevirdi onun uzun uzun bakışları altında elimi yavaşça geriye indirip kucağıma bıraktım mavi gözleri derin bakıyor bir şey düşünür gibiydi

"ben seninle sanırım aynı dili konuşmuyorum söylediğim hiçbir şeyi anlamıyorsun ondan dolayı sus kahvaltını yap ve gidelim"

"Kaçıyorsun" diyerek tepki verdim sorularını cevaplamak adına laf değiştirip Kendi haklı çıkararak konuyu kapatmaya çalışıyordu bunu görmemek aptallıktı

"Ben mi?"diyerek hayret içerisinde eliyle kendini gösterdi "kaçıyorum" diyerek söylediğim şeyi tekrar etti başımı sallayarak onu onayladım "evet kaçıyorsun" diyerek direttim

"Kalsaydım... " Diyerek benim gibi dirseklerini masaya koyarak başımı bana doğru yaklaştırdı "bu sabah benim yanımda degil tanımadığın adamın koynunda gözlerini açardın"dedi alpaslan her kelimesinden zehir alıyor ve kanıma karışıyor şu hiç üzülür müyüm diye düşünmüyordu aksine daha fazla canımı yakıyordu kemdimi ondan geriye çekip aramızda olan giz temasını kestim beni bıcak gibi yaralıyor du

" kahvaltı yaptıysan çıkalım"

"Çıkalım "

Ayağa kalkarak kısa olan elbisemi düzeltip önden ilerledim arkamdan güçlü ayak seslerine aldırmadan gözlerimi solanda ne zaman çıkardığımı bilmediğim ayakkabılarımı aradı

Solanda bulamadığım ayakkabılarımla kapının yanında dikilen Alparslana öfkeli bakışlarımı diktim

"ayakkabılarım yok nerdeler?

"Dün en son ayağımdayadı şimdi yoklar "ellerimi çıplak ayaklarımı göstererek umutsuzca konuştum

"en son gördüğümde aşağı mahalleye gidiyordu " yüzünde gülmemek için kendini zor tuttuğu ortadaydı "dün ayakkabılarını sinirlenerek çıkarıp attın" "arabada kendin çıkardın " diyerek ekledi arabada ne ara çıkarmıştım dün gece ki rezillilerimi tam olarak hatırlamıyordum

Yanına doğru sinirle yürüyerek yanımda durup ellerimi göğsümün altında topladım yalım ayak dışarıya çıkamazdım ayakkabılarımı getirmesi gerekiyordu kapıyı açtığında durup bana doğru döndü "kendin mi geleceksin yoksa kucağıma alayım mı?" Elinde tuttuğu telefonun üzerinde giydiği siyah kot ceketinin cebine koydu

"ne"diyerek tepki verdim

"Ayakkabılarımın arabada olduğunu sen söylemedin mi ?" Başını olumlu anlamda salayıp kaşlarını hafiften çatarak "evet..." Diyerek yanıtlayıp benim konuşmama fırsat tanımadan devam etti " ama ayakkabılarını benim getireceğimi söylemedim iki seçeneğin var fazlada beklemiceğim hızla kararını ver"

Bana sunduğu iki seçenekte anlamsızdı yalım ayak taşlı bahçeden çıkıp arabaya kadar yürümemdi ki imkansız diğer seçenek ise Alparslan'ın kucağında arabaya kadar gitmekdi ki bunuda istemiyordum

Omuz kırarak gururumu ayaklarımın altına almaktansa yürümeyi tercih ettim önden ilerlediğim de Alparslan'ın şaşkın bakışlarını sırtımda hissediyordum ama asla dönüpte bakmadım bakarsam ona yenilirdim taşlı yola ayağımı bastığımda yüzüm kasıldı bir adım daha atamadan belime sarılan kollarla kendimi Alparslan'ın kucağında buldum ağzımdan şaşkın bı nida döküldü "hii!..." Bacaklarımın altında ve sırtımda ki eliyle destek alıp seri adımlarla göz açıp kapıncağa kadar bahçeden çıkardı "Ceketimin cebinde..." Başını eğip ceketini işaret ederek "arabanın anatarı" dediğin de bende yeni dank etmişti omuzuna dolandığım ellerimi çözüp kot ceketinin cebinden anahtarı çıkarıp otomatik düğmesine basarak kapıları açtım bedenimi kırdığı dizinin üzerine oturarak kapıyı açtı "söyleseydin açardım..."diyerek omuzlarına daha sıkı tutundum düşme ihtimaline karşı

Cevap vermeden açtiğı kapıdan koltuğa sertçe bıraktı "ağırlaşmışsım sen...." Dedi ağzının içinde homurtlatarak oturduğum yerden kaşlarımı çattım ağzının içinde konuşsa da ben duymuştum "ne?!" dedim kendimi tutamayarak "ne ağırlaşması kilo falan almadım ..." Dedim vücuduma göz gezdirip öfkeyle tekrar ona baktım "hem kilo bile alsam nerenden anladın da konuşuyorsun..." Benim sorumu cevapsız bırakıp kapıyı çarpıp yanımdaki yerine geçip oturdu

"Kime diyorum ben" sesimi bir miktar yükseltip

"Sonra konuşuruz...başım çatlıyor gerçekten gece hiç uyumadım sonra istediğin gibi tartışırız hem böyle tadı çıkmaz" dedi

Susmak istemesem de suretine yansımış sinirle susmak zorunda bırakıldım kollarımı görüsümün altında toparlayıp orman yolunu izledim....

~•Devam Edicek•~

نهاية الفصل

3 تعليق