Evet Emily. Bir süre bizde kalıcaksın."
Amcam güzel yüzle söyledi. Galiba şu anlık tek güvenebileceğim kişi oydu. İçeriye baktım. Antikalarla dolu, eski saat koleksiyonları, eski korkunç bebekler ve bunların aksine modern bir koltuk takımı. Onun evini ezbere bildiğim için yukarı kata çıktım. Amcamın evini ezbere bildiğim için ordaki odama gittim. Evinde çokça boş oda olduğu için bana da bi oda yapmıştı. Ona geldiğimde o odada kalırdım. Oda eve göre daha beyaz ve pastel pembe renklerdeydi lakin pembeyi sevdiğim söylenemez.
Eşyalarımı odanın bir köşesinde koydum. Ve pencereye baktım. Ormanlık olanda olduğu için gayet sessiz ve güzeldi. Galiba şöylece olayları toplayacak olursak; annem ve babam öldü. Peki üzgün müyüm? Biraz, belki? Her an amcamda ölebilirdi. Çünkü o da yaşlıydı ve bazı hastalıkları vardı. Ben hastanedeyken amcam gelip bir şekilde halamları ve teyzemi ikna etmişti, ki zaten teyzem istemiyordu beni. Onlarla kalmaktansa yetimhaneye gitmeyi tercih ederim.
"Emily sana yiyecek bişeyler koydum. Gel ye açsındır." Amcam kapıda durmuş bana bakıyordu. Kafamı salladım ve aşağı mutfağa gittim.
Ona baktığımda bi koltukta oturup kitap okuyordu. Mutfak tarafına gittim ve masaya oturdum. Amerikan mutfağı şeklindeydi bu yüzden biraz daha ferah gözüküyordu. Omlet yapmıştı ve yanında bi bardak meyve suyu vardı.
İştahım yoktu ama yemezsem de açlıktan gebericektim.
Yavaşça küçük lokmalar almaya başladım. "Biliyormusun bilmem ama... Ben senin yaşındayken büyükannen ölmüştü. Seni az çok anlayabiliyorum evlat." Kitabı okumaya devam ederken bana hitaben konuşmuştu. "Söylesene Emily, " Bu sefer kafasını kaldırıp bana baktı. " Neden benimle kalmak istedin? Halan, teyzen varken neden ben?"
Az çok o da biliyordu benim teyzemi sevmediğimi. Ona anlatırdım. O ise saygılı olmamı, susmamı isterdi. Bu yüzden kendimi savunmayı bilmem. Her zaman ezilmiştim. "Nedeni açık. Halamlarda kalırsam hizmetçi gibi kullanıcaktı. Teyzemlerde kalırsam her zaman ezilecek ve beni istemiyecekler. Onlarda kalmaya gıdınce bile yüzleri her zaman asılıyordu. Anne tarafım hiçbir zaman beni sevmemişti ki... Onlar torunlarında ayrımcılık yaparlardı. En sevilmeyen benim. Bunu 8 yaşındayken fark etmiştim."
Şaşkınca bana bakmıştı. "Merak etme. Ben seni her zaman sevicem." Öylede olmuştu. Baba tarınfan en çok o beni severdi. Yanıma gelip başımı okşadı.
"Yeni bir hayat kuracaksın. Belkide eskisinden daha mutlu olucaksın. Sadece inan ve yeni bir sayfa aç."
Saf sevgi yüzünden belli oluyordu. Bu gerçekti. Kapı çalmaya başladı. Kim gelebilirdi ki bu saatte? Amcam kapıyı açmaya gitti. "S-sen... Neden buradasın?"
"Bilirsin. Mafyaya katılınca geri dönüş olmaz. Bataklık gibidir Bronte. Patrondan emir var." Yaşlı bir ses kapıdan konuşmaya başladı.
Mafya? Patron? Neyin neyidi bu?
"Ne emri? Ben oradan ayrıldım. Her şey bitti Hirotsu-san." Korktuğu sesinin titremesinden belli oluyordu.
Nasıl bir durumun içindeyim ben şu an?
"Sevgililerle. Görüşürüz Jake Bronte."
Lütfen düşündüğüm şey olmamış olsun. Birkaç kere pıçak saplanma sesi gelmişti. Olduğum yerde dona kalmıştım. İçeri adım sesleri gelmeye başlamıştı. Yaşlı adam bana bakmaya başladı. Biraz sakallı, elinde sigarası vardı, üstünde siyah kaban vardı ve yakasında ise uzun kahverengi atkı benzeri bişey. "Bak sen şuna, "
Bana yaklaşmaya başladı. "Kimsin sen? Yiyeni mi? Her neyse, burada olan, burada kalıcak. Kimseye söylemiceksin. Polise bile. Eyer söylersen.... Sonun o adam gibi olur."
Sadece korkudan kafamı sallayabilmiştim. "Güzel," Arkasımdaki adamlara baktı. "Gidiyoruz." Bana son bir bakış attı. Ve kapıya doğru yürüyüp gitti. Hızla amcamın yanına gittim. Yerde kanlar içinde yatıyordu. "Amca! Kimdi onlar? Gitme lütfen ölme!" Nefes alıyordu ama çok fazla kan kaybetmişti. Yaşaması yüzde yirmi oranındaydı nerdeyse. "Port... M-mafya..."
Son sözü bu olmuştu. Neydi bu şimdi? Neyin nesi ydi port mafya? Hızla içeri koşup ambulansı aradım.