Kafan ağrıyordu. Bazı sesler duyuyordum ama bulanıktı. En son ne olmuştu? Kendime gelmem uzun zaman almıştı. O küçücük bedenimi zorla kaldırdım. Beyaz ve içerisi çok hoş işleme lerle kaplanmış bir oda da koltukta oturuyordum. İki kapı vardı odada. Birinden bağırışma sesleri geliyordu. Yanımda ki çocuk neredeydi? İçeriyi dinlemeye karar verdim. Kapıya doğru yöneldim.
Aralıktan içeri baktım. Oçocuk ve yanında bariz bir şekilde büyük olan bir kız vardı. Kız ona bağırıyordu. Kafamı toparladım ve dinlemeye başladım.
Efendi Loura
-Sen, beni anlamamak konusunda neden bukadar ısrar ediyorsun Zack!? Neden haberim olmuyor bu yaptığın şeylerden?
Zack
-Efendim haklısınız ama beni dinlemiyorsunuz. Hatamı telafi etmeye çalıştım sadece. Bu kadar abartılacak bir şey yapmadım ki.
Efendi Loura
-Abartılacak bir şey yok mu? Abartılacak bir şey yok! Öylemi? Meclise karşı nasıl mahcup olucam senin haberin var mı? Hatamı düzeltmeye çalıştım diyorsun bide. Hatanı başka bir hatayla mı düzelteceksin? Kızın babasını öldürmek zaten görevin. Ama kim dedi sana gözünü yarala diye! Birde onu tutmuş Ölüler dünyasına getiriyorsun!
Bir anlık ne duyduğuma akıl erdiremedim. Zack dediği o çocuk babamı mı öldürmüştü yani. Ne yaşıyodum ben, rüya falan görüyor olmam lazım.
Geri geri yürümeye başladım. Buradan kaçmalıydım. Hayır. Bir an önce uyanmalıydım. Ayağım birşeye takıldı ve yere düştüm. Düşerken biraz fazla ses çıkarmıştım. İçerisi de bir anlık sessizleşti. O çocuğun sadece hayır diye fısıldadığını duydum. Ayağa kalktım ve diğer kapıyı açıp koşmaya başladım. Dışarıya açılan bir kapıydı. Doğruca bahçeye çıktım. Arkama bakmadan koşmaya başladım. Gözümden dökülen yaşlar koşmamın şiddetiyle geriye savruluyordu.
Dışarısı da uzun, kısa o hayaletlerden doluydu. Hepsi bana bakıp fısıldıyor benden korkuyorlardı. O çocuğun beni takip ettiğine emindim ama gözle görünmüyordu. Bir park gördüm. Kaydırağın içine çıktım ve orada oturdum. Nefes nefese kalmıştım. O çocuğu etrafda da görememiştim. Sanırım gitti diye düşünürken sesini arkamda duydum.
Zack
-Ah. Demek buradasın Olivia.
Arkamı dönmek istemiyordum. Bir an önce bu kabus dan uyanmak istiyordum. Ne biçim bir rüyaydı bu?
Zack
-Bak kafanın karıştığını biliyorum. Ama beni dinlersen sana her şeyi açıklayabilirim. Beni dinleyecek misin?
Ne tepki vermem gerektiğini bilmiyorum. O yüzden sadece durdum. Hiçbirşey yapmadım. Ama o yanıma ötürü ve
Zack
-Bunu evet olarak kabul ediyorum. Çünkü başka bir seçeneğim yok. Nasıl başlamam gerek bilmiyorum. İlk defa birine hikayemi anlatıyorum.
Birden durdu. Ağzını açtı ama birşey söylemedi. Veya söyleyememişti. Merak ediyordum. Babamı nasıl öldürdü? Ama içten içe bunların bir rüya olduğunu ve uyanmam gerektiğini biliyordum.
Beklemediğim bir şey yaptı. Hayalet kostümü yaptığı çarşafı üzerinden çıkardı.Saçları ay gırisiydi. Saçları ve gözleri uyumlu bir şekilde parlıyordu. Teni bir mermer kadar beyazdı. Bana bakıp sırıttı.
Zack
- Ozaman başlıyorum...
Ben mistik bir varlığım. Eskiden tabiki insandım. Ama onada insanlık denilirse. Benim efsanemi pek bilen yoktur. Sadece eskiden oturduğum kasabadaki insanlar ve oranın etraf köyleri biliyorsa bilirler.